İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

40 HADÎS -Zevken İdrâk-

Amr’ın oğlu Abdullah (Radıyallâhu Anh)’dan:
“Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların sâlim olduğu kimsedir. Göçmen (muhâcir) ise, Allah Teâlâ’nın yasakladığı şeylerden kaçandır.” (Ömer Ziyaüddin Dağıstanî, Zübdetü’l-Buhârî Tercümesi, 2. baskı, s.12, İstanbul, Aydın Kitabevi)

Meselâ, Suriyeliler, Iraklılar vs. şâyet kendi ülkelerinden savaş sebebiyle çıkmadan (kaçmadan) önce muhâcir olmayı, yâni Allah Teâlâ’nın yasaklarından kaçmayı hakîkatiyle başarabilmiş olsalardı, göç edip fiilî mânâda muhâcir olduklarında, başlarına gelen sıkıntının ağırlığını bugün çektikleri kadar hissetmeyeceklerdi; her kavim için geçerlidir bu mânâ. Yâni, “zelîl olmadan önce zelîl olma şuuru” içinde yaşamayı bilmeliyiz ki, başımıza hangi hâl gelirse gelsin, gelenin (belânın) kendisine değil de gönderenine bakarak gönül ferahlığına, göğüs genişliğine muhatab olabilelim.

   Hadîsin birinci kısmından anlaşılıyor ki, dilinden ve elinden emin olunan Müslüman, kendi ülkesinde de olsa muhâcirdir; zîra Allah Celle Celâlühû’nun yasaklarından berîdir. Yâni, berî olmalıdır ki, muhâcirlik makamını henüz fiilî mânâda yaşamadan önce muhâcirlik sevabına nâil olsun.


Saadeddin Ustaosmanoğlu, 40 Hadîs -Zevken İdrâk-, Kökler Derneği Yayınları, 2016, s.9

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir