İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

AÇLIK ve TOKLUK

Nefs, insanoğluna verilmiş ilâhî bir emanettir. Hırçın, yaramaz, tecavüzkâr, şımarık, vahşi ve yeri­ne göre canavar bir emanet. Dünyanın kader kalemi ile çizilmiş yollarında “Nefs” atının sırtında koşuyoruz. Ufukları aşıp giden bir âşık gibi, hedefe doğru sürekli yürüyoruz. Bu yolculuk, ömür boyu sürecek. Ömrün nihaî hududunda at değiştireceğiz. Zaman kısa… Hedef uzak… At huysuz… Zamanı uzatmak, hedefi kısaltmak beşerî plân­da muhal olduğuna göre, tek kurtuluş ve başarı yolu “At’a hâkimiyet kurmak”tan ibaret kalıyor.

   Bilelim ki, nefs at’ı okşandıkça şımarır.

   O halde nefs’e karşı bir cihad açmak gerekiyor. İlâhî emirler bize bunun metodunu öğretiyor:

-Ey mü’minler! Sizden öncekilere farz kılın­dığı gibi, sizin üzerinize de oruç farz kılındı. Gerek ki, oruç sâyesinde fenalıklardan korunasınız (El- Bakare : 183) buyuruluyor.

   Açlık ve susuzluk, nefs atının dizginidir.

   Tokluk ise, bizi hedeften uzaklaştıran şeytan tuzağıdır.

   “Açlık ve Tokluk”, dış görünüşü itibariyle eko­nomik faaliyetin cemiyette bir yansıması şeklinde tezahür etse de, psikolojik yönüyle çok ayrı bir an­lam taşır. Bir başka ifade ile, (Açlık ve Tokluk), sos­yal sınıflardan birine veya öbürüne ait sosyo-ekonomik bir özellik olmaktan ziyade, ferd ve cemiyetin ruh yapısında gizli kir hususiyettir. Fakirlerin aç, zenginlerin tok olduğu bir toplumun psikolojik dengesi ne kadar bozuksa fakirlerin tok, zenginlerin aç olduğu (farzedilen) toplumlarda da aynı dengesizlik var olacaktır. O halde, “Açlık ve Tokluk” mini bir ideolojik istismar konusu, bir sınıf kavgası unsuru yapmak son derece basit ve cahilane bir tutumdur. Günümüzün sosyal demokratlan ve onların ihtilâlci ekibi olan komünistler, işte bu basitlik ve cehalet içinde toplumun fikir hayatını karışıklığa sevketmektedirler.

   Fakir-zengin ayrılığına yol açmadan düşünelim ki, bir toplumda çeşitli iktisadi gelir seviyesinde insanlar var olacaktır. Bu iktisadî gelir seviyelerinden düşük olanlar “Aç” ise ve bu açlık günde şu kadar kap yemek, şu kadar sayıda ekmek birimiyle değil de, bu “Aç”ların psikolojik açlıkları değeri ile ölçü­lürse, muhtemeldir ki, böyle bir toplumda bunlar tıka basa doyurulsa bile, yine de cemiyetin ruh yapısı “Açlık” illeti ile hastalıklı olacaktır. Zaman zaman, fakat devamlı artış gösteren “İşçilere, memurlara, ti­caret mallarına, kâr hadlerine zam talepleri”ni biraz da bu açıdan yorumlamak gerekir.

   Milyonlarını milyara eriştirmek isteyen ruhsuz kapitalist, cemiyetin en “Aç” sınıfına girebileceği gibi, sosyal sınıfların gelir seviyelerine göre, en mü­reffeh şartlara kavuşturulmuş, fakat materyalist bir işçi sınıfı da keza “Açlar ordusu” olmaktan daha ile­ri geçemez.

   Mes’ele, ruhun üstüne bir kara bulut gibi inen “Açlık ve Tokluk) problemim, Allah’ın bildirdiği metod ile çözmekten ibarettir.

   “Allah’tan uzaklaşmanın sebebi tokluktur.”

   “Midesini dolduran kimse, melekût âlemine yükselemez.”

   “Çok yeyip, içmekle kalblerinizi öldürmeyiniz. Zira kalb, bir ekin tarlası gibidir. Fazla su verince tohumu keser ve çürütür.”

   “Midenizi yarıya kadar doyurunuz ki, bu sâyede göklerin esrarına vâkıf olasınız.”

   “Az yemek, nübüvetten bir cüzdür.”

   “Tefekkür ibadetin yarısı, az yemek ise ibadetin tâ kendisidir.” buyuruyor insanlığın son Peygambe­ri  sallallâhu aleyhi ve sellem.

   Allah Resulü’nün birbirinden güzel öğütlerine kulak verelim, ruhumuzun kapılarını açalım:

   “Şeytanın bedene giriş yollarını açlık ve susuz­lukla daraltın.”

   “Midesini aç bırakan kimsenin düşünce kabili­yeti gelişir ve zekâsı açılır.”

   “Açlık ve susuzlukla cennetin kapılan açılır.”

   “Bedenin zekâtı da açlıktır.”

   “Oruç tutunuz ki, sıhhatli olasınız.”

   Bu konuda, Peygamberlerin, velilerin, âlimle­rin, binbir hikmet pırıltıları ile ışıklı öğütleri, İslâm tefekkür dünyasına çağlar boyunca rehberlik etmiş­tir. Bugün de bu ışıklı öğütlerin İslâm toplumlarına kılavuzluk etmesi gerekiyor.

   Dünya, İslâm Medeniyetinin sonsuzluk meyve­lerini yeniden devşirmek dönemine girecekse, bu dönemin bütün siyasî iktisadî içtimai, kültürel karak­terini Kur’an tayin edecektir Kur’an’la insanlık yeni­lenecektir.


Mustafa Yazgan, Tuğra, Ankara: Elif Yayınları, 1975, c.1, s.45-47

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir