İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ANADOLU’YU VATAN KILANLARIN KAYIP MEZARLARI

Alparslan, Malazgirt Zaferi ile aktüel durumumuzu sağlayan pek çok tarihi gelişmenin başlamasını sağlamıştır. Türkistan ırmağının Anadolu’yu Türkiye eyleyecek bir kolu bu zaferden sonra Rum ülkesinde açılmıştır. İşte bu büyük şahsın vefatı sonrası kuvvetli ihtimalle medfun olduğu Merve’deki mezarı bugün kayıp. Devletimizin bu yolda başlattığı çalışmaların yeniden hızlanarak sonuçlanması ise en büyük temennidir. Bu hususun hikâyesini hatırlayacak olursak; Alparslan pek çok yönde askeri seferler düzenlenmiştir. Bunlardan birisi de doğu istikametinde yaptıklarıdır. Alparslan, bu seferinde önemli bir direnişle karşılaşmadan Karahanlı topraklarında ilerlerken bir süre muhasaraya direndikten sonra teslim olarak huzura kabulünü dileyen Berzem Kalesi kumandanı Yûsuf Hârizmî (Berzemî) tarafından, çizmesine sakladığı küçük bir hançerle vurulmak suretiyle ağır şekilde yaralandı, dört gün sonra da şehid oldu (10 Rebîülevvel 465/24 Kasım 1072).  İbnü’l-Cevzî, İbnü’l-Esîr, Sıbt İbnü’l-Cevzî, Bundârî, İbnü’l-Adîm, Ebu’l-Ferec ve Hüseynî gibi kaynaklar Sultan’ın bu suretle vefatı sonrası Merv’de defnedildiğini kayıt eden önemli tarihçilerdir. Bu babda İbnü’l-Adim’in kaydında görüleceği üzere, Sultan Alparslan’ın Ceyhun tarafında Berzem adlı bir kalede 465 yılının Safer ayının son günü (14 Kasım 1072) ya da Rebîülevvel ayının ilk gününde (15 Kasım 1072) öldürüldüğü ve Merv’de babasının yanında defnedildiğine dair bir rivâyet bahsettiğimiz kaynaklarda muhtelif şekillerde kaydedilmiştir.

   Buna ilave olarak, şair Senâî, Alp Arslan’ın başı, görmüştün, yükseklikte gök üstüne çıkmıştı. Merv’e gel de toprak içinde Alp Arslan’ın vücudunu göresin! Ecel gelince mühlet biter, başına gelecek gelir; kaza gelince gözler kör olur. şiiriyle de bu duruma işaret eder. (Bu konuda bkz. Muharrem Kesik,  Sultan Alp Arslan Nasıl Öldürüldü?, USAD, Güz 2016) Sultanın kayıp kabrine Fatihalar yollarken bir hafıza mekan olarak ortaya çıkarılması Türkistan’ın sonsuz çınarının nasıl bir parçası olduğumuzu hatırlatırken, Türkiye’nin Oğuzlar ile burada var ettiği umranı köken-süreç içerisinde idrakimizi sağlayacaktır.

   Alparslan’ın Anadolu kapılarını açan zaferinden sonra burada pek çok beylikler ve devletler kuruldu. Türkiye Selçukluları bunların en önemlisi ve Osmanlıya geçişteki en büyük devletimizdir. Bu devirde Rum ülkesi bizzat batılı kaynaklarda Türkiye diye anılmaya başlayacaktır. İşte bu devletin büyük Sultanı I. Kılıçarslan devletin kökleşip gelişmesinde, Haçlılarla mücadelede büyük gayretler içine girmiştir. Nihayet giriştiği bir hâkimiyet mücadelesinde hayatını kaybeden bu Sultanın mezarı yurdun kapısını açan Sultan gibi bugün malumumuz değildir. En azından mevcut bilgilerimizle yerini bilmiyoruz. I. Kılıçarslan’ın mezarı meselesinin hikâyesini hatırlamak icap ederse; “Kılıçarslan’ın el-Cezîre ve Kuzey Suriye’de hâkimiyet kurmasından rahatsızlık duyan Mardin Artuklu Beyi Necmeddin İlgazi ile Halep Meliki Rıdvân ona karşı Çavlı ile birleşerek Kılıçarslan’ın hâkimiyetini kabul etmiş olan Rahbe’yi ele geçirdiler (24 Ramazan 500 / 19 Mayıs 1107) Bunu haber alan Kılıçarslan, Çavlı üzerine yürümeye karar verdi… Kılıçarslan’ın yanındaki beyler Çavlı’nın askerlerinin çokluğunu fark edince savaşı göze alamayıp çekildiler. Kılıçarslan’ın kuvvetinin iyice azalmasından yararlanan Çavlı hemen saldırıyı başlattı (20 Zilkade 500 / 13 Temmuz 1107). Kılıçarslan, sayılarının azlığından dolayı daha savaşın başında moralleri bozulan askerlerinin savaş alanından kaçmaya başlamaları üzerine artık başarıya ulaşmanın mümkün olmadığını anladı. Esir düşmemek için karşı kıyıya geçmek amacıyla atını Habur suyuna sürdü. Fakat zırhlı olduğu için Habur’u geçemeyip atıyla birlikte sulara gömüldü. Cesedi birkaç gün sonra Habur’un Şemsâniye köyü yakınlarında bulundu. Cenazesi Silvan (Meyyâfârikin)’a götürüldü. Atabegi Humartaş burada onun için “Kubbetü’s-sultan” adıyla meşhur olan bir türbe yaptırdı. Oğlu Sultan I. Mesud 1143-44 yılında babasının mezarını Konya’ya nakletmek istemişse de bu gerçekleşmemiştir. (Işın Demirkent, Kılıçarslan, DİA., c.25, s. 399.)” Silvan’da bugün bu mezarın yerini bilinmediği gibi sanıyorum şehirde bu Sultanın mezarına dair tanınırlık da çok düşüktür. Efendi Barutcu’nun son günlerde buna dikkat çeken yazıları da bu duruma dikkat çekiyor. Bu bakımdan bizi Türkistan ile gün arasında bağlayan Türkiye Selçuklularının bu büyük Sultanının mezarının tespiti bu olmazsa bile Silvan’da bir Sultan Kılıçarslan/ Kubbetu’s-Sultan parkı, çeşmesi veya tarih müzesi içinde makam mahiyetinde Selçuklu üslubunda bir türbenin inşası ilgili makamların takdiri dairesinde fevkalade yerinde olacaktır.

Hafıza ve Müstakbel

   Sultan Alparslan ve Sultan I. Kılıçarslan Türklerin/Türkistanlıların Türkiye’de süren tarihinin önemli iki hatırası olarak bulunmayı/hatırlanmayı ve inşa ve ihyayı bekliyor. Hafıza bir millette pek çok unsurla yaşar. Bunlardan en önemlisi varlığımızın geçmişini işaret eden mezarlarımızdır. Bizi mazinin anlam yüklü hatırlarına bağlayan mezarlara göstereceğimiz alaka müstakbelde olmak istediğimizi de işaret ve ifade edecektir. Suriye’deki Süleyman Şah türbesi ile alakalı yaşananlar da anlatılmak istenenin en veciz misali olarak yakın geçmişte görüldü. Selçuklularında parçası olduğu babamız tarih ve anamız vatan hafıza ve hatıralarıyla binlerce yıl içinde bizi bu suretle bir millet kılmıştır. Bunun yanında Selçukluların kültürel mirası içeriği dolmuş bir medeniyet teşekkülünde son derece önemlidir. Silvan’ı Merve’e bağlayan Türkistan’ı Türkiye’ye rapt eden işte bu alakaları görmek ve göstermekle Türkistanlılığın fikri zemini de teşekküle başlayacaktır.


Altan Çetin, Anadoluyu Vatan Kılanların Kayıp Mezarları (16 Ekim 2018), Yenisöz http://www.yenisoz.com.tr/anadolu-yu-vatan-kilanlarin-kayip-mezarlari-makale-34118 adresinden alındı.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir