İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ARIYORUZ…

Kurucu döngümüz ve metafizik esaslarımızın bizi var edip şahsiyetimizi tahkim ettiği hal bizim varlık içindeki yerimizi belirler. Nereden gelip nereye gittiğimiz ve kökenlerimiz, buna dair sürece ve amacımıza dair sorulara cevaplarımız yerimizin muhtevasını belirler. Şahsiyetimizin esas mihenklerinden biri de iyi ve fayda kavramlarını kendimiz ve ötekilerimiz açısından yorumlayış perspektifimizdir. İnsanlığımızın esas rükünlerinden biri budur. Toplumun iyiliğini kendi iyiliğinin esası bilmek ve kendi mutluluğunu toplumun külli iyiliğine katkısıyla ölçebilmek geldiğimiz yer/köken/mebde ve gideceğimiz yer mead açısından süreçte amacımızı belirler. BU ÜLKE’nin Kutadgu Bilig’i (Mutluluk bilgisi) bunu söyler. Bu, medeniyetimizin evrenselliğe en büyük katkılarındandır.  

   İyiliği ötekine faydalı olmak saymak, faydayı diğerine olduğu ölçüde değerli bilmek önemli bir esastır. Faydalı olmayı hayır bilmek, hayırı ise umumi iyiliğe katkı saymak bu cümleden son derece kıymetlidir. Dayanışmak burada esastır. İnsan insanın kurdu değil musahibidir, tesanüt içinde bir toplum millet olur ve yaşar.

   Hayırlı insan olmanın şartı, insanlığı ise toplumun iyiliğine katkı sağlamak olarak değerlendirmek zaman içinde bizi insanlıkta farklı bir düzeye taşıyacaktır. Fazilet, bu bakış açısı içinde hayat döngüsünün merkezi kavramıdır. Faziletli olan külli iyiliğe faydalı olandır.

   Bunun karşıtı döngü ise, Kendi iyiliği kadar toplumun iyiliğine kıymet verir. Mutluluğu toplumun kendisi için iyilik sağladığı kadarıyla okur, çıkarı kadar sever ötekini ve değer verir. Seküler modernitenin kitabı bunu söyler, amaca ulaştıran her yolu mubah görür. Mücadele hayatın esasıdır, büyük balık küçüklerini yer, insanlar alemi bir ormandır, peygamberler beyhude gelmiş, kutsal kitaplar boşa konuşmuş ve din uluları havanda su döğmüştür neticede.

   İyilik onun için çıkardır. Fayda kendisini bulunduğu her türlü konumda tutan ve yükseltendir sadece.  İnsanların en hayırlısı kendisine faydalı olandır bunlar için. Hayır da bu bakımdan kendisine yol açan ritüller manzumesidir. Çatışarak ulaşılacaktır her şeye, böcek gibi ezilmelidir önüne her çıkanı, onun menfaati ve varlığıdır evrenin merkezi sorusu ve cevabı da hayırlı olan çıkarına dokunandır.

   Hayır bu bakımdan insanlığın değil kendi çıkarının adıdır. Bu yolda mücadele eder, çatışır ve eze bildiğini ezer, sosyal darvincidir, gücü kutsar, çıkara tapınır. Zamanın tilkisidir o, hokkabazdır yeri geldiğinde ve yamamadır hayatının tüm parçaları.

   Toplumu ve insanlık için iyi olmayı, fayda sağlamayı mesuliyet kavramının esası yapan bir anlayış karşısında bencilliği ve oportünizmi kendisine hümanizm bilen bir yaklaşımın geriliminin yansımaları hayatlarımızda her boyutta hissediliyor.

   Zamanın ruhu karşısında yalnız kalmıştır birincisi. Kurnazlık mektebinden mezun olmadığından menfaat kavramına yabancıdır. Kudüs’ün kapısındaki gibi tarihinden başka bir azığı olmadan mahzun ve mükedderdir. Öz yurdunda gariptir o, öz yurdunda parya. Halil Cibran’ın şu sözü gelir orada aklına, “Siz çoksunuz, oysa ben tekim. Bana dilediğinizi söyleyin ve yapın. Dişi koyun gecenin karanlığında kurtların avı olabilir… Fakat kanı, vadinin taşlarında tan ağarıp da güneş yükselene değin duracak!” Zamanın kurtları her yerde kanımızı döküyor. Kaybolan insanlığımız içinde yitirdiğimiz şehit öğretmenlerimiz Necmeddin Yılmaz, Şenay Aybüke Yalçın ve daha niceleri zamandan genç yaşlarında böylece gelip gittiler. Ruhları şad olsun. Bunca acı arasında, bizden beklenen umutsuzluk ve çöküş yerine, zor zamanı fırsata çevirmek için düşünerek kendimize dönmek tarih, kültür, millet üzerinden içimize bakmak, insanlığımızı aramak gerekiyor.

   Ülkemizdekiler yanında, Kudüs’te yaşanan acıların da bize bir düşünce ve hareket kapısı aralaması gerekir. Aramaya, yolda olmaya burada da devam etmek lazımdır. Nizar Kabbani ile Kudüs’e selam verelim: “Ey Kudüs, ey hüzünler şehri Ey gözlerinden kocaman yaşlar akan Kim durduracak düşmanları Üzerine çullanan, ey dinlerin incisi Kim silecek kanları duvarlarından İncil’i kim kurtaracak Kim kurtaracak Kur’an’ı Kim kurtaracak Mesih’i kendisini öldürenlerden İnsanlığı kim kurtaracak” Her tasallut bizde bir muhasebe ve yenilenmeye yol açmıyorsa hayat bize boşuna konuşuyor demektir. İnsanlığımıza aydınlık arıyoruz; Allah’ın kulu ve beşer olmaktan kaynaklı insanlığımızı, Kudüs’te isra eden Muhammedî -sallallahu aleyhi ve sellem- insanlığımızı, Hz. Ömer’in (r.a.) Kudüs’e giriş ve oradaki davranışındaki insanlığımızı, Selahaddin ile tarihe kazınan Kudüs’teki insanlığımızı, Fatih Sultan Mehmed ve Yavuz Sultan Selim’in Hz. Ömer ve Selahaddin ile zaman üstü çağdaş birlikteliğinde Kudüs’te yanan çerağın ışığında insanlığımızı arıyoruz. Hristiyan ve Yahudilere de barışı sağlayan insanlığımızı arıyoruz. İnsanlığın iyiliğini kendi iyiliğimiz bilen insanlığımızı arıyoruz. Hülasa yitiğimizi BU ÜLKE’de ve her yerde arıyoruz…

Vesselam…


Altan Çetin, Arıyoruz… (24 Temmuz 2017), Yenisöz http://www.yenisoz.com.tr/ariyoruz-makale-23671 adresinden alındı.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir