İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ÂŞIKLAR ÖLMEZ!…

   Bir “dâr-ı imtihan” olan bu âlemde her fâni varlık, “vücûd” ile “adem”in “hayır” ile “şerr”in “hüsün” ile “kubh”un bir mübâreze sahasıdır. Bu mübârezenin en şiddetlisi de ins-ü cin üzerinde tecelli eder. Çünkü Cenâb-ı Hakk onlara kendinden tefrik ile bir “cüz’î irade” vermiştir. Bu ise iki ağızlı bir bıçak gibidir. Zira, hayra da şerre de medar olmak istidadındadır.

Almanya neşriyatında üstadın ilk makalesi: ÂŞIKLAR ÖLMEZ!…

   Bu mübârezeden alnı ak çıkanların “melekten üstün”  mağlupların ise “belhüm edall” (hayvandan aşağı) addolunması şu mübârezenin şiddetini göstermektedir. Hatta, insanları Cenab-ı Hakk’a karşı isyanlarından dolayı kınayıp da sonra kendileri aynı imtihan şartlarına tâbi kılınınca dâvâyı kaybeden “Hârut” ve “Mârut”  isimli iki meleğin mâcerası da bu noktadaki güçlüğü ispat etmiyor mu?!.

   Diğer taraftan bir neticenin şerefi de ona ulaşmak için iktiham olunan (göğüslenen) güçlükler derecesindedir. Bundan dolayıdır ki; “hayır” “hüsün” ve “vücûd” zirvesine ulaşarak “şer” “kubuh” ve “adem”den kurtulabilenlere nimetlerin en büyüğü olan “cennet” ve “rûyet-i cemâlullah” vaad olunmaktadır.

   Şu hayal ötesi nimetlere ve bu büyük mes’ud neticeye ulaşmanın yegâne vasıtası ise “aşk”tır. Aşk, yâni sevme istîdat ve iştihasının bütün mahlûkatı şümulüne alacak derecede şiddetlenip genişlemesi… Aşk, yâni müntehası “kubuh” “şer” ve “adem”i tasfiye ederek “hüsün” “hayır” ve “vücûd”dan ibaret kalma yolunda merhaleler kat’etme keyfiyeti… Aşk, yâni “leylâ”lardan yola çıkıp onları tevhid ile “Mevlâ”ya dönüştürme cehdi… Aşk, yâni bu âlemdeki ihtilâfa onu ittihada inkılâb ettirecek bir sır rûyet ve kavrayışı ile bakabilmek… Aşki yâni Rabbin bütün esması gibi beşer için takati hududunda kendisine bir teklif olan ve şâire:

     “Aşk imiş her ne vâr âlemde
     Îlm bir kıyl-u kal imiş ancak!..”

   Dedirten mâruf veya meçhul hal… Aşk, yâni rablaşmak!..

   Peki, behey gaafil, kimde bu takat var ki!.. Olsa da bu şirk olmaz mıydı?! Hayhay!.. Lâkin bir terzi yüksüğünü okyanusa daldırsan elbetteki ancak onun istiabı kadar su alırsın. Lâkin onunla okyanusu dolduran su arasında bir mâhiyet farkı bulunmaz, ancak kemmiyet farkı olur. Halbuki; içinde yüzen mikrobik canlılara nazaran o su da bir başka okyanus değil midir?!.

   İşte o terzi yüksüğünü dolduran sudaki mikrobik canlılar gibi kendi okyanusumuzda bizi istîdat ve iktidarımızın hududuna ulaştıran aşk, iki büyük ve hârika netice doğurur. Bunlardan biri zahmetleri rahmet kılarak irâde ve ihtiyarımıza Dünya plânında bir tükenmezlik kazandırması… Diğeri ise, Dünya ve Ukba’nın müşterek iklim ve ufkunda, Cebrail aleyhisselâm’ın Miraç’ta âlemlerin Efendisine:

   “-Bir adım daha atarsam, yanarım!..” dediği noktaya ulaşmak yolunda merhaleler kat’ ettirmesidir… Bunun ötesi, Rabden gayrına sır okyanusudur!.. Bilinemez!.. Kim ne kadar söylerse, o kadar bilemez… Kim ne kadar bilirse, o kadar söyliyemez!..

   Aziz okuyucu,

   Elinizde tuttuğunuz şu mecmua aşkın şu hârika neticelerinden ilkinin eseridir. Aşkın hayat yapraklarımızda billurlaşan Muhammedî bir şebnemi!..

   Bu bakımdan ne kadar şükretsek azdır! O, bir avuç toprakta yükselen âteş dolu ir karanfildir!.. Aradığı ve alıştığı müsâid zemini bulamasa da iki mütevâzi elin teşkil eylediği bir avucu dolduran toprakta, hâricî şartları istihfaf ve istihkar edercesine, zatî imkânlarını yeniden sümbülleştirmenin saâdeti ile âleme gülümsemekte ve ilân etmektedir:

   ÂŞIKLAR ÖLMEZ!...


Kadir Mısıroğlu, Âşıklar Ölmez!..., (17 Şevval 1408/Haziran 1988), Sebil, 250 (Almanya nşr. S.1), s.3; Üstadımızın Sebil'de neşrettiği bazı makalelerinin toplandığı eser: Kadir Mısıroğlu, Âşıklar Ölmez!..., Sebil Yayınevi, İstanbul, 1994, s.11-13

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir