İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ASR-I SAÂDETİN İZİNDE

Medine-i Münevvere, Kubbetü’l Hadrâ -sallallâhu teala aleyhi ve sellem-

Asr-ı Saâdetin İzinde1

  Bir kere İslâm adına yapılan mücâdelelerin bin dört yüz yıllık bir geçmişi vardır ki, bunun en parlak ve muvaffak devrini teşkil eden “Asr-ı Saâdet” bizim için bir ibretler meşheri gibidir!..          “

   İslâm’ı, sâir Dünya görüşlerinden üstün kılan hususlardan birinin de O’nun her iyi, doğru ve güzel için bir vâhid-i kıyâsîye mâlik bulunmasıdır. Bu vâhid-i kıyâsîleri en başta Peygamber -aleyhissalâtu vesselâm-’ın davranışları sonra da ashâb-ı kiram ile İslâm büyüklerinin hareketleri teşkil eder. Bunları inceleyip tedkik etmeden ve gerekli dersleri almadan, sanki hiç iz bulunmayan yeni sürülmüş bir tarladan ilk defa kendimiz yürüyormuşçasına, bir mü­câdeleye girişmek, olsa olsa gaflet ve cehâletin eseridir. Böylesine bir gaflet ve cehâletin, umûmîleşmek istidadı gösterdiği zamanımızda, Asr-ı Saâdet’ten başlayarak bütün İslâm tarihini dolduran davranışların -emsal alınmak kasdıyla- tedkikindeki zarûret ve ehemmiyet aşikârdır.

   Dikkat edilirse görülür ki, Peygamber -aleyhissalâtu vesselâm- hazretlerinin hayatında iki devir vardır:

  1-Mekke Devri: Mekke, İslâm’ın mücerred itikadı emir ve nehiylerinin tebliği ile geçmiş bir hilmiyet safha­sıdır. Bu durum -yukarıda da belirttiğimiz gibi- İslâm’ın realist bir sistem olmasından doğmuştur. Yeni hükümle­re nâmütenâhî derecede uzak ve hatta ters bir hayat süren insanlara, birdenbire onların kabullenmeleri güç gelecek amelî prensipler vaz’ olunmamıştır.

  2-Medine Devri: Medine’de ise, şartlar değişmiş, İslâm kuvvetlendikçe ve muhataplar rûhen bu yeni sisteme inhimak ettikçe, içtimâi ve fiilî ahkâm âyetleri nâzil olma­ya başlamıştır. Bu durum, -tâbir câizse- ilâhî menşe’li olan dinde bile “sosyal siyâset”in icaplarına uyulmuş olduğunu göstermektedir. Mekke’de, kınında duran kılıçların, on yıl sonra çekilip küffarı dize getirecek bir surette kullanılacağından imâ ile dahî bahsedilmemiştir. Böyle olmasa, İslâm tahakkuk şansını daha o gün ve ebediyyen kaybederdi.



[1] Kadir Mısıroğlu, İslâmcı Gençliğin El Kitabı, İstanbul: Sebil Yayınevi, 2014, s. 74-75

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir