İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

BEHİCE SULTAN İLE İLK KARŞILAŞMA

Nasıl Tanıştım? İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü’nde doktora asistanı iken, NATO’ya ait bir yıllık bir araştırma bursu ile Napoli’ye gelmiştim. Bir akşam yemeğinde, Arjantin Üniversitesi’nden bir profesör, beni Napoli’de ikâmet etmekte olan bir Türk doktoruyla tanıştırmak istediğini söyledi. Yabancı bir ülkede kendi lisanımı konuşabilmek fırsatına kavuşacağımdan içimde bir sevinç belirdi. 21 Eylül 1967 Perşembe akşamı doktor beyin evine gittik. Doktor bey, Trablusgarb’dan 30 sene önce buraya gelip yerleşmiş, son derece kibar, Osmanlı terbiyesine sahip bir zât idi. Türkçeyi konuşmakta bir hayli güçlük çekmesine rağmen kendisiyle çok iyi anlaştık. Pederleri Trablusgarb’da evkaf müdürü imiş. Sultan Reşad tarafından, muhterem babalarına gönderilen tuğralı nâmeler, eve başka bir hoş manzara veriyordu.

   Konuşmalarımız arasında Napoli’de başka Türklerin olup olmadığını sordum. “Evet, Abdülhamid’in zevcelerinden Behice Sultan burada oturur” deyince, çok heyecanlandım.

   Gözlerim doldu. Sevincimden yerimde duramaz oldum. Hemen adresini sordum. “Bende yok, ama konsolosluktan bulabilirsiniz” dediler. Hayatımda unutamayacağım heyecanlı bir gece geçirdim.

   Ertesi günü, 22 Eylül 1967 Cuma günü konsoloshaneden adresi aldım. Fakat gerek doktor bey, gerekse konsoloshâneden, ziyaret kabul etmediklerini söyledikleri zaman çok üzülmüştüm.

   “Ne olursa olsun yalvarır yakarır, yine görüşürüm” dedim.

   Namazımı kıldıktan sonra ellerimi açarak, “Ya Rabbi! Niyetim ma’lum. Senin rızâ-yı şerifin için bir Müslümanı ziyaret etmek istiyorum. Her şeyi yaratan, yoktan var eden, kalpleri çeviren sensin. Bana bu fırsatı nasib et!” diye dua da ettim ve yola çıktım.

Behice Sultan’ın Enver Bey’e mektuplarından “Benim tatlı dilli, tatlı ruhlu insan evladım Enver” diye başlıyor.

Saat akşam sekiz sularıydı. Evin bulunduğu sokağa geldim. İçimde anlatamayacağım bir heyecan başladı. Evin kapısına geldim. Kalbimin atışları hızlandı. Merdivenleri çıkarken âdeta nefesim tıkanacaktı. Hep içimden, “Allah’ım beni boş çevirme!” diye dua da ediyordum. Zile besmeleyi okuyarak bastım. Beş-on saniye sonra ihtiyar bir kadın sesi; İtalyanca, “Kimsiniz?” diye sordu. Ben de -az İtalyancamla-, “Efendim iyi İtalyanca bilmiyorum, İstanbul’dan geliyorum” dedim. Kapı açıldı.

   Önde, nurânî yüzü ve başında örtüsü ile Behice Sultan ve arkada, hayatını hizmet uğruna buraya vakfetmiş, iri boylu, bıyıklı, gözleri hayli içeri çökmüş ihtiyar muhterem bir zât duruyordu. Bu zât, önceden ismini öğrendiğim, Sultan Hamid Han Hazretleri’nin miralaylarından Celâl Bey olmalıydı.

   Selâm verdim. “Allah rızâsı için sizi ziyârete geldim. Lütfen kabul buyurun” dedim. “Aleykümselâm, içeriye buyurun efendim” sesi bütün heyecanımı dindirdi ve sevinçle içimden çok şükrederek besmeleyle içeriye girdim. Yaşadıkları yer, gayet mütevâzı bir apartman dairesi idi. İçim burkuldu. Kendi kendime “Heyhat! Saray’dan, Napoli’nin ara sokaklarındaki bir apartman dairesine!” diyordum. Bir masanın etrafına üçümüz oturduk. Evde başka kimseler yoktu. Önce mübârek ellerini öptüm ve söze şöyle başladım:

   “Efendim, bendeniz namazını kılan, İslâm terbiyesi ve ahlâkı ile yetişen, Sultan Hamid Han Hazretleri’ni çok seven bir Türk’üm. İstanbul’dan geldim. Burada olduğunuzu haber alınca içime sizinle tanışmak, dualarınıza kavuşmak ateşi düştü. Şu anda bu arzuma kavuşmanın sevinci içindeyim” dedim.

   Behice Sultan’dan, duvarları çınlatan, yürekten gelen bir “Elhamdülillah!” sözü geldi. Behice Sultan devam etti:

“Demek namazını kılıyor, Allah’ını ve Peygamberini tanıyorsun. Allah’ıma sonsuz hamd ü senâlar olsun, ölmeden önce bana bunu da işitmek, genç bir Türk Müslüman evlâdını görmek nasip etti” dedi.

Behice Sultan’ın Enver Bey’e mektuplarından “Benim Yavrum Enver” diye başlıyor.


Ekrem Buğra Ekinci, Sultan Abdülhamid’in Son Zevcesi Behice Sultan’la Altı Ay, İstanbul: Timaş Yayınları, 2017, s.121-123

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir