İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

BİR İŞ ve MESLEK TUTMAK

Müminlerin, helâlinden kazanmak ve kimseye yük olmamak için, meşru bir işte çalışmaları gerekir. Müslümanların, zamana ve zemine uygun meşru birer iş ve meslek edinmeleri şarttır. Nitekim, Şanlı Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem “Allah, meslek sahibi mümini sever” diye buyurmuşlardır. İslâmiyet, işsiz, güçsüz kalmayı ve boş dolaşmayı asla istemez. Bu konuda, yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur “O halde, boş kaldın mı, hemen yorul”bkz. El-İnşirah Sûresi, Âyet 7. Müminler, imkân ve kabiliyetlerine göre ictimaî iş bölümünde uygun bir yer bulabilmeli; çalışkanlık ve başarıları ile tanınmalı; dost ve düşmanının takdir ettiği vazgeçilmez kişiler durumuna gelmelidirler. Müslümanlar, bu suretle elde ettikleri güç ve selâhiyetler ile ictimaî, iktisadî, harsî ve siyasî hayatın her kademesinde müessir olabilmelidirler. Müslümanlar, her şart ve zeminde, mutlaka, birlik, bütünlük ve dayanışma içinde olmak zorundadırlar. Şanlı Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem “Müminler, omuz omuza yaslanan binalar gibidir”ve yine “Allah’ın eli, cemaatla birliktedir”diye buyururlar. Yine O sallallâhu aleyhi ve sellem “Ayrılık doğuranlar bizden değildir”diye buyururlar. “Bizi aldatanlar, bizden değildir”hadisi de onların…

   İslâmiyet, iş ve teşebbüs ruhunu, devamlı olarak ayakta tutmak ister. Bu konuda nice âyet ve hadîs bulunmaktadır. Nitekim Şanlı Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem “İki günü eşit geçen aldanmıştır”, diye buyurmuşlardır. Yine O sallallâhu aleyhi ve sellem “Mümin gayetlidir”diyerek tembelliği ve miskinliği reddetmişlerdir. Yine O “Korkak tâvir mahrum kalır, cesur tâcir rızıklanır”, diye buyurmakla kalmaz, “Rızkın onda dokuzunun ticarette bulunduğunu”haber vererek Müslümanları, iktisadî ve ictimaî hayatta cesur, atılgan ve başarılı olmaya dâvet eder. Yine Şanlı Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, Müslümanların sabah uykusuna dalıp kalmamalarını, erkenden kalkıp temizlik ve ibadetten sonra “helâl rızk aramaya” çıkmalarını emir buyurur. “Sabah uykusu, rızka engeldir”, diye buyurmaları bundandır.

   Gerçekten, müminlerin, sabah namazından sonra, bir iş ve mesleğe sarılarak çoluk ve çocuklarına helâl lokma yedirmek için, iktisadî hayata istekle katılmaları, ir nevi “cihad”tır, Allah’ın ve Resûlü’nün razı olduğu bir iştir. Böyle bir gayret, baştan aşağı ibadettir.

   Öte yandan devlet adamlarının ve zenginlerin, fabrikalar kurarak, yeni iş yerleri ve sahaları açarak Müslümanları, helâlinden kazanmaya teşvik etmeleri, onlara iş tutmak ve ekmek kazanmak fırsatı hazırlamaları, çok büyük birer hizmet ve sevabtır. Gerçekten işsizlik felâkettir ve bu felâketi önlemek hem devlete, hem zenginlere, hem de cemiyete düşmektedir. Bu konuda orta halli Müslümanlar da birleşerek, şirketler kurarak müminler için iş sahaları açabilirler. Evet, Müslümanlar, Müslümanların işsiz ve güçsüz kalmalarına tahammül edememelidirler. Mümimler, iktisadî kalkınmanın bir bütün olduğunu, “Komşusu açken tıka basa yemenin imana sığmadığını”asla unutmamalıdırlar. Yine, Müslümanlar, aç insanlar ile tok insanların, uzun zaman bir arada dostça yaşayamayacaklarını, işsiz ve perîşan insanların çoğaldığı cemiyetlerde, er geç büyük fitnelerin doğacağını asla hatırdan çıkarmamalıdırlar. İslâm iman ve ahlâkının en mühim meselelerinden birinin “açları doyurmak” ve onlara “helâlinden kazanmak” yollarını açmak olduğu unutulmamalıdır.

   Müslümanlar, mamur ve müreffeh bir dünya kurmaya çalışmalıdırlar. Onlar, harap ve bakımsız yerlerde değil, mamur, bakımlı ve tertemiz beldelerde yaşamalı, “bedevî” değil, “medenî” olmalı, köhne ve sefil bir hayatı asla benimsememelidirler. İşte bu konulara ışık tutan Şanlı Peygamberimizin sallallâhu aleyhi ve sellem mukaddes sözleri “Mescidleriniz sade, şehirleriniz gösterişli olsun”, “Bedeviliği bırakın medenî olun”, “Kimsesiz ve harap yerlerde oturmayın, çünkü, oralarda oturmak, mezarda oturmak gibidir”.

   Öte yandan, Şanlı Peygamberimiz “hekîm” ve “muallim” bulunmayan bir yerde oturmamak gerektiğini ihtar ederler. Kaldı ki, her Müslüman cemiyette, müminlerin işlerini kolaştırmak üzere, her meşru iş ve mesleğe mensup kişilerin bulunması zaruridir. Hekîm bulunmadığı için hastaları ölen, muallim bulunmadığı için çocukları dîn ve dünya ilimleri bakımından cahil kalan bir cemiyet, toptan günahkâr olur. O halde bu gibi iş ve mesleklerde, yeter miktarda insan yetiştirmek “farz-ı kifâye”dir. Üstelik, bunların, iş ve mesleklerinde ehil olmaları da zaruridir. İş ve mesleğinde ehil olmadığı için, Müslümanları zarara sokan, onların canlarına, evlâtlarına ve mallarına zarar veren kimseler, kul haklarını zayi ettikleri için günahkâr olurlar.

   Görülüyor ki, genç nesillerin ictimaî, iktisadî ve harsî sahada, zamana, zemine uygun meşru bir iş ve meslek sahibi olmaları, mutlaka temin edilmelidir. Bunun için mektepler, kurslar ve iş yerleri açarak genç nesilleri mutlaka başarılı kılmalıdır. Bunun için, en küçük yaşlardan itibaren, çocuklar ve gençler, ilmî ve objektif tekniklerle istidat ve kabiliyetleri bakımından tasnif edilmeli, hiç kimse zayi edilmeden mutlaka başarabilecekleri iş ve mesleklere yerleştirilmelidirler. Çok üstün kabiliyeti olanlar için ayrı mektepler ve programlar hazırlanmalı, cemiyetin muhtaç olduğu “birinci sınıf eleman” ihtiyacı böylece karşılanmalıdır. Gereksiz ders ve programlarla ve yorucu müfredatlarla gençler buhranlara ve başarısızlıklara itilmemelidir.


Seyyid Ahmed Arvasî, İlm-i Hâl, Burak Yayınevi, İstanbul, s. 226-228

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir