İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

BUNCA ZAHMET NEDENDİR?

Padişah, Sare Hatun da (Uzun Hasan’ın validesi) dahil olduğu halde, Uzun Hasan elçilerini -bir tanesi müstesna- beraberinde götürüyordu. Bundaki maksat açıktı; Fatih’in Uzun Hasan’a güveni yoktu.2 Onun için bunları âdeta rehine gibi alıkoydu. Fakat ana diye hitab ettiği Sare Hatun’dan ve elçi heyetinden ihtimal bunu saklamak maksadiyle “Uzun Hasan Bey rikâb-ı devletin hiz­metine gelüb sevab-ı gazadan ve avâtıf-ı husrevanemden behremend olmadı. Validesi mutemedleri ile rikâb-ı kâm-yabın ya­nınca bile olsunlar”3 diyerek işi başka bir safhaya döken padişah Uzun Hasan’a da bir elçi ile gönderdiği mektupta4 “egerçi ki zimmet-i himmetinize lâzım olan zümre-i guzata reh­ber ve hemrah olmak ve muavenet icab iden mahallerde bezl-i müzaheretiniz vuku bulmak vacibat-i din ü devletten idi. Zâhir budur ki mevani-i ârızi hasebiyle ol mâna müteazzir ol­muştur”5 demiş ve annesi ile elçilerinin Trabzon alındıktan sonra iade edileceklerini bildirerek6 onun hareketsiz kalmasını sağlamıştı.

  Erzincan civarında7 istikamet değiştiren ordu şimdi çok yolsuz bir bölgeden, sarp, kayalıklardan ve yüksek dağlardan geçmek mecburiyetinde idi. Hele Trabzon yakınında bulunan çok kayalıklı ve yüksek bir dağı geçmek pek güç oldu. Burada at değil insan bile zor yürüyordu. Onun için padişah burada uzun müddet yaya yürümek mecburiyetinde kaldı.

  Filhakika “padişah-ı sahib-i gayret-mezid dağın suûbetini gör­dükte hemen atlarından inüb eteklerini bellerine sokub” dağa tırmanmıya başladı.8 Bu dağda9 çok zahmet çeken padi­şahın10 bu halini gören Sare Hatun fırsatı kaçırmıyarak:

  “Trab­zon nedir ki andan ötürü şehsuvar-ı meydan-ı saltanat piyade olub pür-taab ola”11 diyerek padişahı seferden caydırmıya çalışmış ise de padişah Sare Hatun’un yüzüne “hışım ile bakub”:

   “Bu taraflara gelişten maksat yalnız kale fethetmek ve servet kazanmak değildir; buraları müslümanlara vatan yapmak12; aynı zamanda Allah’ın rızasını ve cihat sevabını kazanmak içindir. Bundan ötürü çektiğimiz sıkıntılardan daha çoğunu da çekmek yine azdır13 dedi.


[1] Selâhattin Tansel, Osmanlı Kaynaklarına Göre FATİH SULTAN MEHMED’İN Siyasî ve Askerî Faaliyeti, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1999, s. 266-277. sayfalardan iktibas ettiğimiz yazıya başlığı biz ekledik.
[2] Ahmed Şemsüddin (Kemal Paşa-zâde), Âl-i Osman Tarihi, cüz VII, Fatih Ktb. No. 4205. Vrk. 100
[3] Dursun Bey, Tarih-i Ebü’l-feth, Tarih-i Osmanî Encümeni Mecmuası cüz 26-38, 1330, s. 100
[4] İdris-i Bitlisî, Heşt Bihişt, VII, Sa’di Terc. Topkapı Sarayı, No. 196, Vrk. 111
[5] Âli, Künhü’l-ahbar V, Nuruosmaniyye Ktb. No. 3407, s. 134
[6] Kemal Paşa-zâde, Vrk. 100
[7] Dursun Bey, s. 101
[8] Ahmet Bahaüddin (Cizyedar-zâde), Cİzyedar-zâde Tarihi, Esad Efendi (Süleymaniye Ktb.) No. 2403, Vrk. 213
[9] Osmanlı müellifleri bu dağa Bulgar dağı (?) diyorlar. Bk. Derviş Ahmed (Âşık Paşa-zâde), Tevarih-i Âl-i Osman, İstanbul 1332, s. 159 / Sadüddin, Tacü’t-tevarih I,II, İstanbul 1279-1280, s. 480
[10] Padişah “bir mertebe zahmet çektiler ki çehrelerinde hasıl olan der (ter) katraları mübarek burunları ucundan ve lihye-i saadetlerinden Nisan yağmuru gibi zemine dökülür idi”. Ahmet Bahaüddin, Vrk. 213
[11] Kemal Paşa-zâde, Vrk. 100-101 / Âşık Paşa-zâde’de bu ifade “Trabzon’a bunca zahmet nedendir” şeklindedir. Bk. Âşık Paşa-zâde, s.160
[12] Ahmet Bahaüddin, Vrk. 213
[13] Kemal Paşa-zâde, Vrk. 100-101 / Âşık Paşa-zâde’ye göre padişah, “bu zahmet din yolunadır kim ahirette Allah hazretlerine varıcak inayet ola derim. Zira bizim elimizde İslâm kılıcı vardır. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmeseyiz bize gazi demek yalan olur” demiştir. Bk. Âşık Paşa-zâde, s. 160

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir