İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

BÜYÜK DAVETÇİ NİMETULLAH HALİL İBRAHİM YURT HOCAEFENDİ

   Nimetullah Halil İbrahim Yurt Kimdir?

Gönenli Mehmed Efendi Hazretleri

  Nimetullah Halil İbrahim Yurt Hocaefendi, 1931’de Amasya’nın Taşova ilçesinde dünyaya gelmiştir. Daha küçük yaşlarda babası ile birlikte âlimlerin ve âriflerin sohbetlerine katılmış, Mahmud Sami Ramazanoğlu, Süleyman Hilmi Tunahan, Mehmet Zahid Kotku Hazretleri gibi dönemin büyük Allah dostlarına hizmet etmiştir. 1955 yılında Sultanahmet Camii’nde müezzinlik, Gönenli Mehmet Efendi ve Seyyid Şefik Arvasî Hazretlerine imam vekilliği vazifesini icra etmiştir.

   Sultan II. Abdülhamid dönemini görmüş birçok âlimden ders alan Nimetullah Hocaefendi, İslâm’ı tebliğ etmek için 50’den fazla ülkeyi ziyaret etmiştir. Hocamızın tebliğleri neticesinde Avrupa’da ki yüzlerce insan içkili mekânları, kumarhaneleri terk edip günahlarına tövbe etmiş ve dindar bir hayatı tercih etmişlerdir. 1981 senesinde Çin Halk Cumhuriyeti Devleti’nin izni ile Çin’de 20000 Kur’ân-ı Kerîm dağıtmıştır. Hocamız, Sibirya’yı ve çevresini 3 kere ziyaret etmiş, beyaz ihramı ile -40 derecelere varan soğuklara göğüs germiştir.

   Nimetullah Hocaefendi şahsım ile beraber yaklaşık 20 yıl Japonya’da bulunmuş ve kuzeyden güneye ülkenin birçok noktasına giderek buralarda mescitler açmış, onları birer İslâm medresesi haline getirmiştir. “Lâ İlâhe İllallâh, Muhammedün Resûlullâh (Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed de Allah’ın Rasulüdür)” daveti ile yüzlerce hatta binlerce Japon’un İslâm’la müşerref olmasına vesile olmuştur. Nimetullah Hocaefendi her gün İslâm’ı anlatan küçük kartlarını Japonlar’a dağıtır, diğer Müslümanları ve Japonya İslam Merkezi’nde ki kardeşlerimizi de bunu yapmaya teşvik ederdi. Geceleri Tokyo’da ki camileri gezer, masrafını cebinden karşılayarak birçok şahsı Tokyo Merkez Camii’ne sabah namazına getirirdi.

   Mescidler onun ikametgâhıdır. Bizler Japonya İslâm Merkezi olarak ona bir kuruş dahi ödemediğimiz halde o kendi imkânlarıyla tüm bu hizmetleri gerçekleştirmektedir. O, hiç kimsenin gıybetini yapmaz, hiç kimseyi çekiştirmez ve hiç bir mümine kin beslemez; tüm Müslüman cemaatlerini bir araya getirir. İnsanlar birbirlerine karşı zaman zaman uzak dursalar da Nimetullah Hocaefendi’ye muhabbet beslemekten uzak kalamazlar. Hiç kimseyi Rabbi’ne şikâyet etmez ve şu dua ile Rabbi’ne yalvarır:

   “Rabbim, İslâm’a düşmanlık edenleri ıslâh eyle ve onların düşmanlıklarını muhabbete çevir. Ömer, Halid ve İkrime (radıyallahu anhum)’ye nasib ettiğin gibi onlara da îmân nasip et ve İslâm’ı onlarla kuvvetlendir.”

   Nimetullah Hocaefendi, Rabbimizden hakkıyla korkan bir kuldur.

   Uzun bir süre onunla beraber olduğum, onun şahsiyetini tanıma bahtiyarlığına erdiğim ve onun tebliğ usûlüne şahit olduğum için, Müslüman gençlere örnek olması gayesiyle onun hakkında bir kaç makale kaleme almak istedim. Mükâfatımı ancak Rabbim ’den beklerim ve beni rahmetine gark etmesini Rabbim’den niyaz ederim. “Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslâh etmek istiyorum” Hud Suresi, 88.

   Rabbim Nimetullah Hocaefendi hakkında yazdığım şeylerde niyetimi bilmektedir.

   Nimetullah Hocaefendi’nin İslami Davet Usulü

   20 seneye yakın bir zamandır Japonya ve diğer ülkelerde Nimetullah Hocaefendi ile beraber İslâm’ı tebliğ etmeye gayret ettim ve onun davet usûlüne vâkıf oldum. Onun üslûbunu şu şekilde ifade edebilirim:

   Tüm davetçiler içinde Nimetullah Hocaefendi’nin yöntemi en güçlü, en hızlı ve en tesirli olan davet yöntemidir. Onun devamlı olarak dile getirdiği “Eğer her Müslüman bir şekilde davete başlasa İslâm bütün dünyaya hâkim olur” fikrini destekliyorum. Onun davet şekli çok basittir, herkes bunu yerine getirebilir. Şunu da söylemek gerekir ki Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- Benden bir âyet dahi olsa tebliğ edin” demiştir.

   Nimetullah Hocaefendi’nin davetinin esası Peygamberimiz’in -sallallâhu aleyhi ve sellem- Arablar’a yaptığı şekilde “Lâ ilâhe illallah (Allah’dan başka ilah yoktur) deyin ki kurtulasınız”1demektir. Nimetullah Hocaefendi bu ibareyi şu şekilde kolayca ifade eder:

   “İki kelime var ki kim bunları söylese dertleri biter ve hayatta muvaffak olur.”

   O, ayrıca bu kelimeleri söylemenin çok arzulanabilir bir şey olduğunu belirtir, onu söyleyenin Müslüman değilse Müslüman olacağını, Müslüman ise imanının tazeleneceğini ifade eder. Bu ifadeler söyleyenin kulaklarını, ağzını ve kalbini ferahlandırır. Bu sözleri duyup söylediğinde Allah’ın rahmeti, huzur ve sekine o şahsı kaplar.

   Nimetullah Hocaefendi bu yöntemi İngilizce “one gul all problems finished” olarak ifade ederken İngilizce ile Arapça’yı karıştırır; “gul” Arapça “söyle” demektir. Nimetullah Hocaefendi bunu Japonca olarak şu şekilde söyler: “shi awasei no kutuba.” Dinleyen bu ifadeyi duyunca Nimetullah Hocaefendi’nin ondan söylediklerini tekrar etmesini istediğini anlar; “Allah’tan (celle celâluhû) başka ilah yoktur ve Muhammed (aleyhisselam) O’nun rasulüdür”. Nimetullah Hocaefendi bu sözleri söyleyenin İslâm’a girdiğine inanır ve o şahsa “Sana bir İslâm ismi verelim” diyerek Ahmed, Muhammed, Fatıma, Ayşe gibi bir ismi o şahsa verir.

   Bizim (Japonya İslâm Merkezi olarak) üslubumuz şu şekildedir: Bizim bir toplantımıza yüzden fazla profesör katılmış, Ali El-Zebî Bey de akıcı bir Japonca ile onlara İslâm’ı anlatmış ve iki saat boyunca katılımcıların suallerini cevaplandırmıştır. Bizim Japonya İslâm Merkezi’nde yaptığımız budur; Japonya ve diğer ülkelerde ki davetçiler de böyle yapmaktadır. Konferanstan hemen sonra veya bir hafta, bir sene sonra bir kısım katılımcılar İslâm’ı kabul eder veya onlardan hiç biri İslâm’ı kabul etmeyebilir de. Bugün İslâm ümmetinde ki umumî kabul İslâm’ı tebliğde aceleci olmamamız, muhataplarımızı incitmememiz, sabırlı olmamız, onlara İslâmî kitaplar vermemiz ve iyi örnek olmamız gerektiğidir. Hatta Sahabe-i kiram (radıyallahu anhum) kadar îmânlı olmadıkça davete başlamamamız daha iyidir diye düşünülmektedir.

   Nimetullah Hocaefendi’den öğrendiğimiz usûlde ise biz katılımcılara, Allah’ın (celle celâluhû) birliğine ve Hazreti Muhammed’in -sallallâhu aleyhi ve sellem- peygamberliğine inanan ve bunu dil ile ifade edenin Müslüman olduğunu söylüyoruz. Buna uygun olarak Ali El-Zebî’nin konuşmasından sonra Nimetullah Hocaefendi’nin üslûbunu denemek istedik ve tüm Japon katılımcılar buna hazır olduklarını belirttiler. Nimetullah Hocaefendi tesirli bir şekilde Kelime-i Tevhidi tekrarlamaya başladı ve tüm katılımcılar da koro halinde ona eşlik ettiler. Nimetullah Hocaefendi, onlara 2-3 kişi veya 10 kişi olsalardı tek tek isim verebileceğini belirtti ancak katılımcı sayısı binler olunca o da “Tüm erkekler Muhammed, tüm kadınlar Fatıma” diyerek bu sorunu çözdü. Katılımcılar onu alkışlayarak memnuniyetlerini gösterdiler.

   Ben, hocamızın üslûbunu “Nebevî usûl” olarak ifade ediyorum ve iki kelime ile özetliyorum: Sevgi (şefkat) ve cesaret. Sevgi (şefkat) şunu ifade eder ki Resulullah (aleyhisselam)  yakınlaşabildiği herkesi İslâm’a davet etmede çok arzuluydu. Böyle bir usûl, dikkate ve çelik gibi sinirlere sahip olmayı gerektirir. Çünkü ilk dönemlerde Arablar Efendimiz’in -sallallâhu aleyhi ve sellem- davetine karşı geliyor hatta gülerek onunla alay ediyorlardı. Resulullah Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu durumdan incinse de onlara sabretti ve davetini kabul ettirene kadar azmetti. Nimetullah Hocaefendi muhatabı ister cumhurbaşkanı olsun isterse bir amir, tüccar, müşteri, kadın veya erkek olsun fark etmez davetine devam eder ve ona cevap verilme nisbeti (oranı) %99’dur. Eğer birisi onun davetini reddeder ise davet sevabını “Bu bir şehid sevabıdır.” diyerek ifade eder.

Medine-i Münevvere

   Nimetullah Hocaefendi’nin üslûbunun kökleri Resulullah -aleyhisselamın- hayatına dayanır. Resulullah’ın -sallallâhu aleyhi ve sellem- ölmek üzere olan Yahudi çocuğu ziyaret edişini hatırlayabiliriz. Efendimiz -aleyhisselam- çocuğa “Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed onun resulüdür”demesini söyler ve çocukta babasına bakar. Babası “Ebu’l Kasım’a uy (Peygambere tabi ol)” der ve çocuk ölmeden önce şehadet getirir.

   Yine Peygamberimiz -aleyhisselamın- Uhud şehidi olan Osman Bin Maz’un’u hatırlayalım. Osman Bin Maz’un der ki “Resulullah beni görürdü ve ‘senin gibi doğru birisi İslâm’a kör kalamaz’ derdi ve böylece ben bu nezaketle İslâm’a girdim. Bir gün Mekke’de Mescid-i Haram’a girdim ve Efendimiz aleyhisselam’ın Kâbe’nin yanında oturduğunu gördüm. Beni çağırdı ve: “Yeni nazil olan bir âyeti okuyayım sana” dedi;  (إنَّ اللهَ يأمر بالعدل والإحسان وإيتاءِ ذي القُرْبَى وينهى عن الفحشاءِ والمُنْكَر يَعِظُكُمْ لعلكم تَذَّكَّرُوْن ) (Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayâsızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasınız diye size öğüt verir.) (Nahl Suresi, 90.) ayetini okudu. Anladım ki İslâm hak din ve imanımı tazeledim.”

Riyad’ı ziyaretlerimizden birinde bir şeyh bize: “Sizin ‘Lâ ilâhe illallah’a davetinizi tasvib ediyorum” dedi ve Resulullah aleyhisselam’ın bir gün bir Arab’ı çağırdığını ve ona Kelime-i Şehadeti söylediğini, onun da “bu kelimeler en çok nefret ettiğim kelimelerdiyerek cevap verdiğini bize nakletti. Şeyh’in bize aktardığına göre Resulullah aleyhisselam ona sevmese bile tekrar etmesini söyledi o da söyleyince Allah onun kalbini aydınlattı; o şahıs İslâm’ı kabul etti.

   Sevgi (şefkat) yi şu şekilde özetleyebilirim: Gayrimüslim bir arkadaşa sahip olabilirsiniz; bu kişi profesör olabilir, öğrenci olabilir, işçi olabilir, iş arkadaşınız olabilir, müşteriniz olabilir veya ticaret yaptığınız biri olabilir. Eğer alaka gösterirseniz İslâm’ın mesajını aktarabilirsiniz. Böyle bir durumda cesarete de ihtiyacınız vardır. Ben Japonya’da 1960’lı yıllarda beş sene öğrenci yurtlarında kaldım. Komşum bir Filipinli idi, babası Filistin Cumhuriyeti Başbakanlığında bir memurdu. Bu Filipinli öğrenci bana her gün atalarının Müslüman olduğunu ve dedelerinin isimlerinin de buna işaret ettiğini söylerdi. Gençliğimden beri namazımı kılardım ve üniversiteli birisi olmanın yanı sıra İslâm’ı anlamış ve bilen biriydim ancak komşularımı İslâm’a davet etmezdim. O günden beri onun söylediği bu söz beni hüzünlendirir. Japon öğretmenlerim benim için “Sertliği sevmesekte Samarrai’nin duruşu bizim hoşumuza gidiyor” derlerdi. Onlar beni laboratuvarda ve Tokyo Üniversitesi Ziraat Fakültesi çiftliğinde namaz kılarken görüyorlardı ancak ben onlara İslâm’ı anlatmadım. Iraklı bir Hristiyan olan yurt arkadaşım bana devamlı şunu söylerdi: “Lütfen bana İslâm’ı anlat…” Ben ona hiç bir şey söylemezdim çünkü benimle alay ettiğini düşünürdüm.

Devrimizin kıymetli, mübarek hocalarından Nimetullah Halil İbrahim Yurt hocamız

   Nimetullah Hocaefendi devamlı ümmetin İslâm’a davet gayesini unuttuğunu söylerdi ve onunla beraber olmanın verdiği tecrübeyle diyebilirim ki onun metodu en verimli usûldür. Malezya’ya yaptığımız ziyaretlerde Nimetullah Hocaefendi’nin sayesinde birçok Çinli, Hristiyan ve Hindu’ya İslâm anlatıldı. Birçoğu kendilerini daha önce İslâm’a davet etmedikleri için Müslümanları suçluyordu çünkü böyle bir davette İslâm’a girmek çok basitti.

   Bilhassa gayrimüslimlere İslâm’ı anlatmaya çalışan ve Malezya ABIM Gençlik Kurumu’nun bir birimi olan Outreach’in Kuala Lumpur’da bir toplantısına katıldık. Onlara iki ay Malezya’da nasıl bir tebliğ yaptığımızı anlattığımızda bize dediler ki: “Bizim uzun seneler de yaptığımızı siz iki ay içinde yaptınız.” Bizim usûlümüzü duyduklarında daha aktif hale geldiler ve gayrimüslimlere binlerce kitap dağıttılar. Bunu bize 02 Haziran 2010’da İstanbul’da ki bir toplantıda, onlara ait bir delegasyon söyledi. Onların bize belirttiklerine göre içlerinde öğretmenlerin, yöneticilerin ve toplumun farklı kesimlerinden birçok insanın olduğu binlerce insan İslâm’ı kabul etmiş.

   Nimetullah Hocaefendi hakkında yazdığım makalelerde Nimetullah Hocaefendi’nin dava üslubunun verimliliğini gösteren birçok örneğe yer verdim. Bu ümmet iyiliği devam ettirmektedir ve her yerde İslâm davetçileri mevcuttur; ben Nimetullah Hocaefendi’nin usûlünü methederek diğer davet usûllerini reddetmiyorum ancak bu üslûb bizim ümmetin istifade etmesi için anlatmamız gereken en iyi metodlardan biridir. “Tâğut’a kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır. (Ey Muhammed!) Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.” (Zümer Suresi, 17-18)

   Ben elimden geldiğince ıslah etmeye çalışıyorum. Gayret bizden Tevfik Allah’tandır. (celle celâluhû)

İstanbul-Türkiye
Haziran 2010

   Müslüman olan İngiliz Ravza Hanım

   Tokyo’da ki Shinjuku tren istasyonunda Nimetullah Hocaefendi takriben 100 metreden beyazlar içinde bir hanım gördü ve ona yaklaşınca Japon olmadığını anladı. Ona İngilizce bilip bilmediğini sorunca bu hanım İngiliz olduğunu belirtti ve Nimetullah Hocaefendi aşina olduğumuz üslûbuyla konuşmaya başladı:“One gul all problems finished”(gul: Arapça ‘söyle’ demek). İngilizce ile Arapça’yı birbirine karıp katmıştı, “bir cümle var ki kim onu söylerse tüm sorunları biter” demek istemişti. Bu mânâyı Nimetullah Hocaefendi Resulullah aleyhisselam’ın şu sözünden ilham alarak söylemişti: “Lâ ilâhe illallah deyin ki kurtuluşa eresiniz”2.

   Hanımefendi bu sözleri söyleyince Nimetullah Hocaefendi “Size bir İslâm ismi vereceğim, isminiz Ravza olsun” deyince o hanım bundan memnuniyet duydu; Nimetullah Hocaefendi ona İslâm Merkezi’nin hazırladığı bir İngilizce-Japonca broşür verdi ve oradan ayrıldı.

   3 gün sonra Ravza Hanım İslâm Merkezimizi aradı ve dedi ki: “İhtiyar bir adam gördüm, zannedersem meczuptu. Bana ‘Allah’tan başka ilah olmadığını, Muhammed’in onun peygamberi olduğunu’ söyletti ve bana bir İslâm ismi verdi. Açıkçası, uzun zamandır birçok sıkıntı çekiyordum. Ben bu sözleri söyledikten sonra tüm sıkıntılarım gitti. Ben bu ihtiyar adamı görmek istiyorum.” Biz onun telefon numarasını aldık ve Güney Japonya’da tebliğde olan hocamıza ulaştık ve ona: “Sizinle görüşmek isteyen bir hanım var” dedik. Üç gün sonra Tokyo’ya geleceğini öğre öğrendik ve bu haberi hanıma ilettik.

   Bu beyazlar içinde ki hanım mütevazı kıyafetler içinde ki bir Japon hanımla beraber merkezimize geldiler. Hocamız geldi ve o İngiliz hanımı hatırladı, onlara kelime-i şehadet getirtti. Ravza Hanım’la merkezimiz arasında irtibat daha sıkı hale geldi ve öğrendik ki Ravza Hanım Japonca, Fransızca, İspanyolca, Portekizce vb. 7 lisânı bilen bir tercümanmış ve Hocamızın daha sonra imanına vesile olduğu kendi ailesi ile beraber ikâmet ediyormuş. Hocamız daha sonra Ravza Hanım’ı Pakistanlı bir Müslüman ile evlendirdi.

   Ravza Hanım Müslümanlarla ilişkilerini devam ettirdi ve çeşitli mescitlere davet için gitmeye başladı. Gece davet yaptığı vakitlerde birçok Tokyolu evlerine dönüyordu ya da bar vb. yerlere gidiyorlardı (gece yarılarına kadar Tokyo Caddeleri kalabalıktır).

   Tokyo’nun en mühim yerlerinden biri olan Ikebukuro’da Ravza Hanım birkaç Pakistanlı Müslümanla beraber evine dönen insanları davete başladı. Ravza Hanım meşhur bir şarkıcı kız ile tanıştı ve onun kulağına şunları söyledi: “Ben bir şarkı biliyorum. Bu şarkıyı söyleyen ve dinleyenlerin tüm sıkıntıları biter.” Ravza yavaş yavaş bu şarkıyı ona söylüyor, Japon kız da bu sözleri ezberlemeye çalışıyor ve yoldan geçenlere sesli bir şekilde şöyle diyordu: “Ey insanlar, ben bir şarkı biliyorum ve bu şarkıyı kim tekrar ederse onun sıkıntıları biter.” Bunu söyledikten sonra insanlar toplu olarak Arapça haykırmaya başladılar: “Lâ ilâhe illallah, Muhammed Resulullah”.

   Söylediklerimizden anlaşıldığı gibi Nimetullah Hocaefendi her durumda “Lâ ilâhe illallah, Muhammed Resulullah” sözünü yaymış ve her Müslüman’dan da bunu talep etmiştir çünkü ona göre bu nurlu kelime kulaktan kalbe geçer ve kalplere nüfuz eder; dinleyen her ne kadar onun manasını anlamasa da bu kelime ile kalbi nurlanır. Biz yüzlerce hatta binlerce kez bu üslûbun Allah’a davette ne kadar verimli olduğuna şahid olduk.

   Nimetullah Hocaefendi Ravza Hanımın ruhuna îmân nurunu aşılamıştı ve Ravza Hanım’ın da artık en temel arzusu İslâm’ı her insana anlatmak olmuştu. Ravza Hanım bir dönem A.B.D başkanlığı yapmış Bill Clinton’ın kardeşlerinden birinin Japonya’yı ziyaret edeceğini öğrenince Tokyo’da ki A.B.D. büyükelçiliği ile irtibata geçti ve onunla görüşmek için randevu aldı; elçilikte bu görüşmeyi ayarladı. Pakistanlı olan eşi ile beraber randevuya gitti.

   Ravza Hanım Clinton’ın kardeşi ile görüştü ve selamlaştıktan sonra “Biz size bir hediye getirdik” deyince o şahıs: “Birçok kimse benden kendilerine hediye vermemi isterler, bana hediye verilmesi ise nadirdir.” dedi. Ravza Hanım ona İslâm hakkında bir kitapçık verdi ve onu okumasını rica etti.

Ravza Hanım, eşi ve en sağlarında Clinton’un kardeşi.

   Ravza Hanım’ın yaptığı şey Kisra, Herakliyus, Yemen Meliki Bazan gibi yöneticilere İslâm’a davet mektubu gönderen Resulullah aleyhisselam’ın davetiyle aynı şey değil midir? Her Müslüman’ın gayrimüslimleri İslâm’a davet etmesi gerekir. Nimetullah Hocaefendi der ki: “Her Müslüman, İslâm’a davet etse iki yıl içinde herkes Müslüman olurdu, Peygamberimiz aleyhisselam “Benden bir âyet dahi olsa tebliğ edin” demiştir.

Not: Ravza Hanım’dan 100 yıl önce Mısırlı Vaiz Ahmed Cercavî’nin (1906) Japon Kralı’nı İslâm’a davet etmek için Japonya’ya geldiğini eski Japon Başbakanlarından biri olan Bay Okuma 1909’da Japonya’yı ziyaret eden Abdürrreşid İbrahim’e söylemiştir. Bu malumatı “Alem-i İslâm” isimli eserinde Abdurreşid İbrahim nakleder. Ben bu eseri Osmanlıca’dan Arabça’ya tercüme ettim. İki sene sonra da Davetçi Ahmed Fazlı insanları İslâm’a davet için Japonya’ya gelmiştir. Nimetullah Hocaefendi daima İslâm’a davet için Japon İmparatoruna gitmemizi benden taleb etmiştir. Ona İmparatorla görüşmenin çok zor olduğunu belirttim. Mutluluk verici bir olaydır ki Tokyo Arabistan Büyükelçiliği’nin düzenlediği bir partiye otuzlu yaşlarda olan İmparatorun yeğeni de katılmıştır. Bunu hemen Nimetullah Hocaefendi’ye söyledik ve o da hemen ondan kelime-i tevhidi söylemesini istedi. İmparatorun yeğeni 3 kere bu sözü tekrarladı ve Nimetullah Hocaefendi de ona Muhammed ismini verdi; İmparatorun yeğeni bundan memnun oldu. 3 ay sonra İmparatorun yeğeni vefat etti.

  Hakikat Yolunu Arayış3

   Ben İngiltere’de doğdum ve Londra’da hala faaliyet gösteren bir okulda eğitimime başladım. Okulumuz bir kilisenin bahçesindeydi. En sevdiğim ders Kutsal Kitap dersi idi ve bu derste birkaç kez İncil’i okudum. 9 yaşımdan beri New York’ta olan babaannemle mektuplaşırdık ve ona olan mektuplarımda İncil’den bölümler yazardım. İkinci olarak İngilizce dersini, kompozisyon dersini, dilbilgisini ve edebiyatı çok severdim, yazı yazmaktan hoşlanırdım.

   Erken yaşta Japonya’ya geldim ve bu ülkede büyüdüm. Çocukluğumdan beri dinî hissiyata sahiptim ama bu hislerin ne tür hisler olduğunu tarif edemiyordum; hissettiğim şeyler birbiri ardına gelen şeylerdi. 20 yaşıma geldiğimde insanlarla (daha sonra çok daha kuvvetli hale gelen) bu hislerimi konuşmaya başladım ancak eğer beni alay niyetiyle dinlemiyorlarsa -suallerine din yoluyla cevaplar bulabileceğini mi umuyorsun?- benimle alâkadar olmuyorlardı. Bu yorumlar üzerimde menfî tesir icra etti. Çünkü çok hissi bir insandım ve netice olarak hislerimi kendime sakladım ancak bu benim sebebini bilemediğim bir şekilde farklı yönlerde hakikati arama gayretimi durduramıyordu. Örneğin başımı siyah bir örtü ile örtüyordum ve daha sonra bunun başörtüsü (tesettür) olduğunu öğrendim.

   Bu benim fıtrî (içsel) olarak yaptığım bir şeydi ve bunu birkaç kez tekrarladım. Başımı örttüğümde bunu tabii ve rahat bir davranış olarak hissediyordum, tıpkı Müslüman olduktan sonra hissettiğim gibi. Bunları yaptığım sıralarda 16 yaşımdaydım.

   Daha sonra 11 Kasım 1989’da muhteşem bir tabiata sahip Kauai (Hawaii) adalarını ziyaret etmiştim. Bir gün yürüyüşten odama dönünce o muhteşem manzara hislerimi coşturdu ve aşağıda ki şiiri kaleme aldım:

Ben hala benim.
Hakikati arıyorum ve kalbim hala ulaşamadığım şeylerin peşinde.
Bu şey nedir çok merak ediyorum…

   23 Mayıs 1997’de Tokyo’da tren istasyonunda birisi ile karşılaştım; daha doğru bir ifade ile o beni buldu. Bu şahıs Japonya İslâm Merkezi İmamı Nimetullah Hocaefendi idi. Hemen onda bir sıcaklık hissettim ve benden kelime-i tevhidi getirmemi istediğinde bunlar benim için normal kelimelerdi ancak bu esnada “öğrenci hazır olduğunda talebe gelir” atasözünü hatırlatan derunî bir his beni kapladı; böyle bir şeyin beklenmeyen bir şekilde olacağı hatırıma gelmezdi.

   Bu görüşmeyi derin derin düşündükten sonraki 3. gün (26 Mayıs’ta) İslâm Merkezi’ni aradım ve onlara Nimetullah Hocaefendi ile görüşmek istediğimi belirttim ancak onun beni hatırlayıp hatırlamadığı konusunda tereddüt içindeydim; Allah’a şükür ki beni hatırlıyordu. Beni İslâm Merkezi’ne davet etti ve içimde garip bir cezbeyle uçarcasına oraya gittim.

   Nimetullah Hocaefendi orada ki diğer kardeşlerle beraberdi ve mutluluk verici bir buluşma oldu. Ben her zaman tek bir Allah’a (celle celâluhû) inanmıştım ve Nimetullah Hocaefendi’nin İslâm hakkında söylediği her şey gayet makuldü.

   Beyaz uzun sakalını sıvazlayarak derin derin düşündü ve benim için Ravza ismini seçti. Ne mânâya geldiğini sorduğumda “Cennet’in bir parçası” dedi. Bu ismi bana niçin verdiğini sorduğumda dedi ki: “Sen ilk tanışman da İslâm’a îmân ettin”.

Not: Bu makaleyi okuyan ve Japonya’da yaşayan Arab kardeşlerimizden biri şöyle bir yorumda bulundu: “Hala doğru yolu arayan birçok insan var ve onlar kendilerine hakikate ulaştıracak kişilere ihtiyaç duyuyorlar.”

   Her Müslüman’ın bu insanları araması ve Nimetullah Hocaefendi’nin yaptığı gibi onlara yardım etmesi gerekir. Araştırmayı iki taraf beraber yaparsa doğru yolu bulma ihtimali iki katına çıkar. Ravza kardeşimizin durumuna benzer şartları taşıyan şahıslara yardımcı olmak için tecrübelerini neşretmeleri konusunda yeni Müslüman olanları teşvik etmeliyiz.


“Büyük Davetçi Nimetullah Halil İbrahim Yurt Hocaefendi” Prof. Dr. Salih Mahdi Samarrai, Japonya İslâm Merkezi Başkanı, salihsamarrai3232@gmail.com
[1] İbn Hanbel, Müsned, 16023, 16603, 19004, 23151, 23192; İbn Huzeyme, es-Sahîh, 159 İbn Hibbân, es-Sahîh, 2523; Hâkim, Müstedrek, 39, 4219; Ebi Şeybe, Musannef, 36565; Ebi Şeybe, Müsned, 822; Taberânî, Mu’cemü’l-Kebîr,805, 806, 4082,8175; Beyhakî, Sünen-i Kübrâ, 358, 11096
[2] İbn Hanbel, Müsned, 16023, 16603, 19004, 23151, 23192; İbn Huzeyme, es-Sahîh, 159 İbn Hibbân, es-Sahîh, 2523; Hâkim, Müstedrek, 39, 4219; Ebi Şeybe, Musannef, 36565; Ebi Şeybe, Müsned, 822; Taberânî, Mu’cemü’l-Kebîr,805, 806, 4082,8175; Beyhakî, Sünen-i Kübrâ, 358, 11096
[3] Ravza Hanım - Rougi Rawdha Christie’nin kendi kalemiyle hisleri. Nimetullah Hocaefendi’nin vesilesiyle İslâm’a giren Ravza Hanım’ın hakikate olan yolculuğuna dair hislerinin bir kısmını kaleme almıştır. Bu bölüm Kuteybe Salih Samarrai tarafından düzenlenmiştir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir