İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yazıların kategorisi: “İslâm”

SOHBET, ARKADAŞLIK VE ŞARTLARI

Evet, bütün bu huyların bir kimsede toplanması gayet az mümkün olur. Fakat ne için arkadaşlık ettiğini bilmelidir. Maksadı üns [iyi geçinmek] ise, iyi ahlâklı birisini aramalı; maksadı dünya ise, cömert ve ikram edeni aramalı; maksadı din ise, ilim ve takvâ sahibini aramalıdır. Her birinin de şartları başka başkadır.

ALLAHÜ TEÂLÂ’YA MUHALEFET EDENLERE KIZMANIN DERECELERİ

Zulmetmek, yalan yere şâhidlik etmek, taraf tutarak hüküm vermek, Müslümanları hicivli şiirlerle, alaylı yazılarla kötülemek, gıybet etmek, Müslümanları birbirine düşürmek gibi günahlardır. Bunları yapanlardan kaçmak, uzak durmak, onlara sert davranmak gayet makbul bir iştir. Onlarla sevişmek ise gayet çirkin ve kerih bir iştir. Açık fetvalara göre haram değildir.

“VUHUŞ VE TUYUR”A ADANAN İSTANBUL VAKIFLARI

Türklerin ferdi ve içtimai hayatlarında hiçbir düşünce ve davranış kalıbı yoktur ki müessir olarak arkasında bir ayet, bir hadis ya da “kelam-ı kibar” denilen veli, alim sözü bulunmasın. Tabiatımızı, şahsiyetimizi büyük ölçüde bu ana kaynaklar mayalamıştır. Türk İslam tarihi, arka plan okumaları yapılarak yeniden değerlendirildiğinde tarihi ve medeni kimliğimizin alameti farikaları olan kurumlar, refleksler, tarzlar, yönelişler, düşünce mekaniği; hasılı Türkün kendiyle; eşya ile ve tabiatla kurduğu ilişkiler bütünü farkında ya da bilincinde olunsun olunmasın yukarıda zikrettiğim üç temel kaynakla doğrudan ilişkilidir.

TAVSİYELER

Çocuklara karşı iyilik yaparak davran. İşine karşı güzel ahlâkla davran. Ev halkına karşı sevgiyle davran. Namaza ise huzurla muamele et. Oruca günahlardan uzaklaşarak, hacdaki uygulamalara Allah’ı zikrederek ve yücelterek muamele et. Zekâta karşı onu hemen ödeyerek muamele et. Tevhide ihlasla, ilâhî isimlere, her ilâhî ismin ortaya çıkardığı ahlâka göre davran.

BÜYÜK DAVETÇİ NİMETULLAH HALİL İBRAHİM YURT HOCAEFENDİ (2)

Hikâyemiz 1979 senesinde Türklerle beraber Berlin’de gerçekleşmiştir. Nimetullah Hocaefendi camilerden birinde bir kaç saat Türklerle konuştuktan sonra onlara şunu sordu: “Diğerleri nerede?" Onlar Hoca’ya niçin bunu sorduğunu, kendisini saatlerdir dinlediklerini söylediler. Hoca onlara: “Diğerleri nerede? Onları görmek istiyorum” dedi ve onlar da diğer Türklerin barlarda olduklarını belirtti. Nimetullah Hocaefendi dedi ki “Onları ziyaret edeceğim..."

İSLÂM MEDENİYETİNE KUŞ BAKIŞI BİR NAZAR

İslâm medeniyeti diye, milâdın yedinci asrından tâ on altıncı asrın ortalarına kadar, cehâlet ve zulüm karanlığı içinde bunalan bir Dünyâ’yı nûru ile aydınlatmış olan mûcizeye denir. Bu mûcizenin nûru sönmüş değil; hâlâ devâm etmekde, ve, Dünyâlar durdukça, devâm edecekdir. Bizde Tanzîmat’dan beri peydâ olup bilhassa son yıllarda ne dediğini ve ne yaptığını bilmez bir hâle gelen bir avuç türedinin câhilâne inkâr ve bühtanlarına rağmen, bu Nûr diyorum, hâlâ devâm etmektedir

SADAKA VERMENİN FAZİLETİ

Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: “Bir hurma bile olsa sadaka veriniz. Çünkü fakiri canlandırır ve suyun ateşi söndürüp yok ettiği gibi günahları yok eder” Ve yine buyurdu: “Bir hurmanın yarısıyle bile olsa Cehennem ateşinden korunun, onu da bulamazsanız tatlı dilli olunuz”

FAKİR ARAMANIN EDEBLERİ

Hangi fakire zekât verilse, farz yerine getirilmiş olur. Fakat âhiret ticareti yapan kimse, biraz daha uzun yola gitmek zahmeti­ne katlanır. Sadaka tam yerini bulunca, sevabı da çok olur. O hâl­de beş sıfattan birini aramalıdır

DÜNYA EHLİNİN GAFLETİ

Dünyayı sevenler, dünya işleri ile meşgul olup âhireti unutanlar; gemide bulunup, bir adaya yanaşıp kazâ-yı hâcet ve taharet için dışarıya çıkanlar gibidir. Kaptan, bağırır ve der ki: “Hiç kimse fazla kalmasın. Temizlikten başka bir şeyle meşgul olmasın. Gemi hemen kalkacak.” Onlar adaya dağılırlar...