İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yazıların kategorisi: “Kültür-Medeniyet”

TÂC-MAHALL

Tâ uzaktan Tâc-Mahall’i gören, bahçesinin cümle kapısından âbideye yaklaşmaya başlayan bir ziyaretçi, her adımda yeni bir güzelliği farketmekte ve heyecandan heyecana düşmektedir. Dünyanın belki en büyük mimarlık şâheseri olan bu Türk âbidesi 22 yıllık bir çalışmadan sonra bittiği zaman, Şâh-i Cihân çok sevinmiş ve şu mânâya gelen bir beyit söylemiştir: “Devir, Allah’ın kudretinin insanlar tarafından gözle görülmesi için, bu âbideyi meydana getirmiştir”.

MİLLÎ KÜLTÜR, MİLLÎ ZEVK

Bilindiği gibi mektepler, millî kültürün işlendiği ve “çağı hayran bırakan” millî eserlere ulaşmasını temin eden müesseseler iken, neden bizim “okullarımızda” millî ve mukaddes değerlerimizden kaynaklanan bir “estetik eğitimi” yoktur? Neden çocuklarımız, kendi şiirine, musikisine, mimarisine, nakış ve tezhip dehâsına yabancı bırakılmaktadır?

ESKİ DEVRİN İNSANI

Muhakkak olan şu idi ki, insan denen mahlûk, bilsin bilmesin, bir mânevî emânetin sâhibi bulunuyordu. Bu gerçeği idrâk ise, kendinde ve bütün yaradılmışlarda Yaradan’ı görmesiyle mümkündü. İşte, vahdete ermek demek, bu birleyici anlayışa vâsıl olmak demekti. Ancak, hâmil olduğu o ilâhî emânet, bu şuura vâsıl olduktan sonra meydana çıkıyordu.

İSTANBUL’DA BÜYÜK YANGINLAR

Âşinâyândan bir zât Berlin’de bulunduğu esnâda apartmanda harîk zuhur etmiş. İtfâiye gelmiş yangın çıkan odada ateşi söndürmüş. Sokakda marrîn ü âbirin (gelip geçenler) hiç bir şey yokmuş gibi gelip geçer imiş. O zât diyor ki “harîka bu kadar hürmetsizlik edileceğini tasavvur edemezdim.

SELÂM, MERHABÂ

Uhuvvet-i İslâmiyenin Osmanlılar nezdinde kadimden biri haiz olduğu ehemmiyet en bahir delailindendir ki hala, yani ahlâkımızın fesada vardığı şu zamanda bile bazen ve hele yolculuk edenlerde daima görüldüğü üzere selamlaşmak âdeti...

OSMANLI ESNAFI

Osmanlı esnafı, prensiplerini kendileri vaz’ eden ve büyük ekseriyetle bunlara riâyeti vazife sayan kimselerden meydana gelmiştir. Şer’iyye sicillerinde mevcud kayıtlar, bunun en iyi delilidir. Kethüda seçiminden, malın kalitesi ve fiatının kontrolüne kadar esnaf birbirini devamlı kontrol altında bulundururdu.

MEKTEBE BAŞLAMAK

O zamanlar mektebe başlamak da bir hayli debdebeli ve masraflı olurdu. Her merâsim, aşağı yukarı birbirinin eşi olmakla berâber, gözden çıkarılan masrafa göre işin ehemmiyeti değişirdi.

TÜRKLER ve GÖRGÜ

Türk ve Osmanlı-Türk medeniyetleri saygı hem de merhamet temellidir. Yaşça büyüğe, rütbeliye, bürokrata, devlet adamlarına, gâzilere, şehidlere, yatırlara, şairlere, ediplere, sanatkârlara ve de komşulara karşı kesintisiz saygı beslendiği görülür.

OSMANLI AİLESİ

Bugünün münevver anası, evlâdını, değil vatan uğruna ölmeye, doğduğu topraklarda yaşamaya, gücünü kuvvetini memleketine tahsis ettirmeğe bile muvaffak olamamakta veya olmak istememektedir. Halbuki bu vatanı geliştirme, ileri memleketler seviyesine yükseltmek uğruna katlanılacak her fedâkârlığın bir mukaddes cihâd olduğunu, her ananın bilmesi ve evlâdına bildirmesi bir millî borç değil de ya nedir?

BEDESTEN VE HÂCEGÎLERİ

Kapalı Çarşı’nın merkezinde yerleşen bu millî âbideye “Cevahir Bedesteni”, “Gümüş Bedesteni” de derler. Millî hem de yüzde yüz millî bir âbide olduğuna şüphe yoktur. Zirâ hem zarf, hem mazruf bakımından Türk karakterinin çok sağlam bir teşekkülüdür. Sağlam diyorum, çünkü her şeye rağmen Bedesten yine bir dereceye kadar o mevcudiyetini muhafaza ediyor, etmeğe çalışıyor.