İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ÇİN’DE İSLÂMİYET

Çin Müslümanlarının ahvâl-i tarihiyesi ve İslâmiyet’in Çin’e duhulü bize ne kadar meçhul ise Çin’de Müslümanlığın hal-ı hazırda ve istikbalde daha ziyade meçhuldür. Zaten bizden hiçbir zaman hiçbir kimsenin böyle bir maksadla Çin seyahatini ihtiyar etmediği şüphesizdir. Avrupalılardan bir çok hey’etler ve hususi seyyahlar gönderilmiş ise de bunların kaffesi kendi devletleri tarafından siyasi ve iktisadi menfaatler ta’kibine me’mur oldukları cihetle diyanet noktasından doğru ve serbest bir fikir edinemedikleri, eserlerinde İslâm’a aid ma’lumat-ı sahihaya destres olamadıkları… Çin Müslümanlarının adedi hakkında gösterdikleri istatistiklerin ve hesabların akıl kabul etmeyecek derecede farklı olmasıyla tebeyyün eder. Bu adamların bazıları Çin’de bulunan Müslümanları beş milyon, bazıları yirmi beş milyon, bazıları da altmış, yetmiş milyon tahmin ediyorlar. Rus seyyahlarından “Batanin” namında gayet munsıf ve mudakkik bir zat Çin Müslümanlarının seksen milyondan aşağı olmadığını iddia etmekdedir. Bunlardan maada bir çok misyonerlerin de eserleri mevcud ise de onların maksadları malum olduğu cihetle esasen sözlerine itibar olunamaz. 

   Ben Çin’de iki defa seyahat etdim. Bir kere 1908 tarihinde Çin’in şimalinden cenuba doğru bütün sevahili dolaşarak mühim merkezlerin her tarafına uğrayarak ve ikamet etmek şartıyla cevelan etmişdim. İkinci defasında da garbdan şarkaa kadar tam sekiz ay seyahat etdim. Müslüman ile meskun olan kıtaların ekserisinde on beş, yirmi gün tevkıf ederek temasda bulunduğum cihetle bir türk seyyahı olduğum cihetle de Müslüman kardaşlarımın samimi teveccüh ve iltifatlarına mazhar oldum. Bu seyahatimde esb-i süvar olarak kat etmiş olduğum mesafenin mikdarı 5678 kilometredir. Şimendufer ile kat etdiğim mesafe bu hesabda dahil değildir. Ben Müslümanların mikdar-ı adedine dair bir söz söylemek fikrinde değilim. Yalnız diyeceğim ki o kadar vasi olan Çin vilayetinde hiçbir kıta yokdur ki, az çok Müslümanı bulunmasın, “Kombil” hami hanlığından “sedd-i Çini” medhali olan “ Çay Koven” nam mevkıe kadar 485 kilometrelik bir mesafede Müslüman köylerine tesadüf olunmuyorsa da, Çinlilerde pek az bulunuyor. Mamafih bu arada on iki bin aile Çinlileşmiş Türk aşairi bulunuyor. Fakat bunlar hiçbir din ile mütedeyyin değildir. Kendilerine kızıl ordu Türkleri deniliyor, Türkçe tekellüm ederler, reisleri Abdülhamid bin Şemseddin namında bir zatdır. Bunlar hakkında ayrıca tedkıkatımı neşr ederim ümidindeyim. 

Türkistan Çini Müslümanları 

   Şimdi ibtida seyahatim olan Türkistan Çini hakkında biraz malumat vermek fikrindeyim: Türkistan Çini Müslümanları umumiyetle Türkçe tekellüm ederler. Bunlar meyanında Çinli pek az bulunuyor. Bunların da kısm-ı azamı Müslümandır. Bunlara “Donkani” derler, yani rücu demekdir. Mecusiyetden İslâmiyete rücu etdikleri cihetle “Donkani” denilmiş, salabet-i diniyeleri kavi, gayet metin bir milletdir. Ben bunlar hakkında olan tedkıkatımı dahi atiyen yazacağım. 

   Türkistan Çini vilayet-i vasiasında sakin ahali asıl yerli Türk unsuru Müslümandır. Bunların aded-i nüfusuna dair hakiki bir istatistik yapmak ihtimali yokdur. Memleket kemalen meskun, arazi vasi, kaffesi Müslüman, memurin ekseriyetle Çinli, mamafih Müslümanların meyanında ahkam-ı şer’iyye hakim ve cari, halk mütedeyyin. Salabet-i diniyeleriyle de iftihar ederler. Ziraat, ticaret fevkalade mebzul. Memalik-i ecnebiye ile münasebetleri hemen yok denilebilecek derecededir. Rusya inkılabından mukaddem, Rusya tüccarıyla münasebetde bulunurlardı. Şimdi o da münkatı olmuş, ticaretleri dahile münhasır kalmışdır. Gayet zengin adamlar çok bulunur. 

   Türkistan Çini Müslümanlarında tecdid fikri hemen yok derecesindedir. Bir aralık İstanbul ile münasebetde bulunan bazı tüccarın himmetiyle mektebler filan küşad olunarak talimat-ı cedidede bulunacak muallimler celb olunmuş; fakat şimdi ulum-ı diniye tedrisatından başka hiçbir şeyler yok. Medreseler gayet mebzul. Ulema çok. Yalnız Kaşgar’da yüz otuz altı medrese ve binlerce talebe mevcuddur. 

   Türkistan Çini ulemasıyla esna-yı mülakatımda tedrisat hakkında bir çok musahabelerde bulundum. Bir çok münakaşalar etdim. Umumiyetle bir fikir üzerinde sebat ediyorlar: Rusya Müslümanları yeni usul tedrisatı tecrübe etdiler, otuz sene zarfında malumat-ı diniye namına hiçbir şeyleri kalmadı, artık biz tecrübeye lüzum görmüyoruz, diyorlar. 

   Filhakika halkın ekserisi cahil. Okumak yazmak bilmezler. Okur yazar adamları ihtimal yüzde bir bile yokdur, kendi meyanında okuyup yazmak bilmeyene de “Türük” derler. Zengin olub okuyub yazmak bilmezse “kara Türük” derler. Hiçbir şeyi bilmez demek manasında imiş. “Kombil” hamide Ali Ağa namında ağniyadan birinin hanesinde mesafir bulunuyordum. Bir gün kendisine okuyub yazmak biliyor musunuz? Diye sorduğumda “ben kara Türüğüm elhamdülillah” dedi. Hatta bunu iftihar makamında söyler gibi oldu. 

   Zaten okuyub yazmak ihtiyacını dahi bir fazilet addetmedikleri anlaşılıyordu. Ali Ağa’nın ticareti Türkistan Çini’nden Şangay’a kadar uzandığı halde okuyup yazmak lüzumu hissetmezse; başkaları elbette ehemmiyet vermeyecekleri tabiîdir. 

   Umumiyetle Müslümanlar meyanında Türk’e muhabbet fevkaladedir. “Urumçi”de bizim Üsküdarlı “Ayasofya’da müezzin imiş” Muharrem Beğ namında bir hafıza tesadüf etdik,orada teehhül etmiş, çoluk çocuğu da var, gayet güzel bir hayata malik. Yerli ahali tarafından fevkalade hürmet gördüğünü lisan-ı şükranla naklediyordu. Türkistan Çini Müslümanlarından son derecede memnun olduğunu hayatı temin edilmiş bulunduğunu, İstanbul’dan ayrılalı on iki sene olduğunu söylüyordu. “Kombil”de Mevlevi Konyalı bir dedeye de rast geldik, seksenlik bir ihtiyar. Sikkesi ve neyi yanında, oranın Hani tarafından kendisine bir mikdar maaş tayin olunmuş, sefalet çekmemiş, herkes kendisine ihtiram etmekde idi. Bizi gördükde bir cuşa geldi, ayrıca bulunduğumuz haneye de gelerek ney üfledi. Bazı Farisi parçalar okudu, kendisi ağladı. Başkalarını da ağlatdı. Gayet hoş dinç bir ihtiyardı. “Buralara nasıl düşdün?” diye sordum. “Hazret-i Mevlana’nın fermanıyla geldim” dedi. 

   Umumiyetle Türkistan Çini Müslümanları misafirperverdir, her yerde bu gibi garib misafirlere tesadüf olunur. Misafir kim olursa olsun hürmet ederler, misafir şerefine mahsus ziyafetler tevali eder. Gayet hoş sohbetler olur. Ziyafetlerde ulemadan biri halkanın ortasında oturur, ehadis-i nebeviyeden Sahih-i Buhari, yahud başka kitabdan bir hadis okur, diğerleri o hadis münasebetiyle teati-i efkar ederler, münakaşalarda bulunurlar. Avam kemal-i ihtiramla dinler. Bazen misafiri de biraz imtihan ederler. Mühim meseleler açılır, meclis hitamında huffaz tarafından bir aşr-ı şerif okunur. Her akşam birinin hanesinde bulunarak ictima ederler, avamda dinlemek için gelir, istifade eder. 

   Türkistan Çini Müslümanları meyanında yekdiğerine muhabbet, ünsiyet fevkaladedir. Kendi beynlerinde her ne gibi ihtilaf olursa olsun, mahalle imamları ve ekabir-i ulema huzurunda hakim suretiyle davalarını fasl ederler, şer’i karara her iki taraf razı olur. Zaten Çin mahkemesine varsa bile ulemadan istifta olunarak hakim olunur. 

   Hülasa umumiyetle Türkistan Çini Müslümanları kendilerini dünyanın en rahat yaşayan Müslümanlarından addederler. Dünyaları mamur, memleketin havası güzel, harice ihtiyacları yok, makulat, melbusat yerli metaından, siyasi gayeleri yok, gazetedir mecelledir hiçbir şeyden haberleri yok. Daha elli seneye kadar şimendüfer hattı görmeyecekler. Filhakika ihracat hakkında duçar-ı müşkilat oluyorlar. Fakat idhalat hususundaki ihtiyacları da nazar-ı itibara alınırsa tekabül husule gelmiş olur. 

   Türkistan Çini gayet zengin bir memleket. “Koçar” civarında “petrol” çıkar. Umumiyetle o petrolü istimal ederler. Avrupa usulünde makineler istimal etmezlerse de, petrolü kendileri istihsal ve kendileri temizliyerek istimal ediyorlar. Birkaç yerde maden kömürü var, bütün köylere varınca mahrukat maden kömürü idare olunur. Şu suretle Avrupa israfatından salim, kendi hayatı içün her ne lazım ise hepsine malik. Gayet mühim bir nokta. Evet milyoneri az, fakat dilencisi de hiç yok. Acaba bu adamlar, bugün medeniyet lüzumunu hissederler mi ve medeniyetin bunlara lüzumu var mı? Diye sual olunursa acaba ne cevab verirlerdi? 


Seyyah-ı meşhur Abdürreşid İbrahim Şubat 1341, Sebilürreşad, c. 25, sa. 640, sy. 254 - 255

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir