İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

EDEBİYATA MERSİYE

Türk edebiyatı büyük ve acı bir “inhitat” devresi yaşıyor. Açıkçası Türk edebiyatı ölüm döşeğine uzanmış son nefesini vermek üzeredir. Biliyorum, benim bu fikrime itiraz edenler çok olacak. O inhitatı edebiyatın bir şekli olarak kabul edenler vardır. Fakat edebiyat bir memleket için, esaslı bir ilim ve fikir kaynağıdır. Edebiyatsız memleket, günden güne boşalır. Yani, bizim gibi olur. Biz, şu son seneler zarfında, asırlardan beri devam eden bir ilim ve edeb kitabını kapattık, paçavralara sardık sarmaladık ve nisyan çukuruna attık. Bitti, artık hiç kimse o mücevher dolu çukura eğilip bakmıyor. Eskiden esaslı mecmualar vardı. O mecmualar “dergi” olduktan sonra, memlekette esaslı bir “edebî mecmua” görmedim.

   Halbuki bu memlekette edebiyatın var olduğu devirlerde, mühim mecmualar neşr olunurdu.

   O zamanlar iki cereyan, birbiri ile çarpışıyordu:

   “Servet-i Fünûn” edebiyatı ki, Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Hüseyin Suad, Hüseyin Câhid, Sîret, Süleyman Nesib, Menemenlizâde Tâhir, H. Nâzım (Ahmed Reşid) gibi kıymetli kalemler bir tarafta; diğer tarafta da Muallim Nâci, Muallim Feyzi, Şeyh Vasfi, Veled Çelebi, İbnülemin Mahmud Kemal Bey gibi üstadlar bulunuyordu.

   Fikret mektebi ile, Muallim Nâci mektebi, birbirleriyle kalem münâkaşaları yapıyorlar ve herkes bu mübâhasaları merakla takip ediyordu.

   Ortada bir Abdülhak Hâmid vardı, onu iki taraf da benimsiyordu. Fikret ve taraftarları Recaizâde Ekrem Bey’in etrafında toplamışlardı.

   Fakat, Muallim Nâci’ye peyrev olanlar, muarızlarına hücum için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlardı. Meselâ Ekrem Bey’in yazdığı “Zemzeme” adlı eseri, Muallim Nâci “Demdeme” adı ile yazdığı bir kitapla fena hâlde tenkit, hatta tezyif eylemişti.

   Şiirde eski tarzı tercih edenler, çok ağır hücumlarda bulunmuşlardır.

   Başda Ahmed Midhad merhum olduğu hâlde, bütün Fikret ve yârânına “ayarsız” manasına gelen “dekadan” lâkabını takmışlardı.

   Hatta rahmetli üstâd Ahmed Râsim bile:

   Dekadan’lar, dekadanlar, size bum!..

   Topatanlar, topatanlar, size bum!..

Diye tarizlerde bulunuyordu.

   Fikret buna susar mı? “Timsal-i cehâlet” başlığı ile:

   “Merkûz idi, leyl’in nazar-ı hudşenisârı.”

diye başlayan bir hiciv yazmıştı. Hepsi iyi amma Ahmed Midhad gibi bir adama “cahilliğin timsâli” demek af olunmaz bir tecâvüzdür.

   Muallim Nâci, Türkçe’yi en iyi bilen bir hoca idi. Yazılarında en ufak bir kaide hatası yoktur.

   Genç öldü ve onun vefâtı ile akademik bir teşekkül hâlinde bulunan bütün taraftarları da dağıldılar.

   Ondan sonra H. Nâzım gayet etraflı yazılarla yeni tarzı müdafaa etti.

   O zaman Baba Tâhir de “Ma’lûmat Mecmuası”nı neşr ediyordu.

   Memlekette edebî yazılar ve şiirler, okuyorduk.

   Bugün hiçbir şey yok!

   Eve gelen, frenk mecmualarında “Balzak”ın, “Zola”nın, “Molyer”in, bütün âsârını cildlenmiş olarak, her ay, ödeme kolaylığı ile satılmakta olduğunu görüyorum.

   Bir “tâbi”in çıkıp da Ahmed Midhat’ın eserlerini, Şeyh Galîb’in divânını, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi’ni basıp sattığını görmedim.

   Edebiyat için böyle düşünmekte haksız mıyım?


Refi’ Cevâd Ulunay, Bu Gözler Neler Gördü, İstanbul: Sebil Yayınları, 2004, s.71-72

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir