İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

FAKİR ARAMANIN EDEBLERİ

Hangi fakire zekât verilse, farz yerine getirilmiş olur. Fakat âhiret ticareti yapan kimse, biraz daha uzun yola gitmek zahmeti­ne katlanır. Sadaka tam yerini bulunca, sevabı da çok olur. O hâl­de beş sıfattan birini aramalıdır. BİRİNCİ SIFAT: Zâhid ve mütteki olmalıdır. Peygamber Efen­dimiz (sallâllahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Takvâ sahiplerine yemek veriniz.” Bundan maksat, takvâ sahipleri aldıkları ile Allahü Teâlâ’ya ibadet etmeyi düşünürler. İbadetine yardım ettiği o kim­seye böylece ortak olur. Büyüklerden biri sadakasını fakirlere ve­rir ve derdi ki: “Bunlar öyle insanlardır ki, Allah’tan başka hiçbir arzuları yoktur. Onların bir ihtiyacı olursa, düşünceleri dağılır. Bir kalbi Allahü Teâlâ tarafına döndürmeyi, arzusu dünya olan yüz kalbi sevindirmekten daha çok severim”. Bu sözü Cüneyd-i Bağdâdî’ye (rahimehullah) anlattılar. Buyurdu ki: “Bu sözün sahibi evliyâullahtandır”. Bu zât bakkal idi. İflâs etti. Çünkü fakirlere sattığı şeyden para almazdı. Cüneyd ona, yeniden ticaret yapması için bir miktar para gönderdi ve, “Senin gibi adama ticaret zarar vermez”, buyurdu.

   İKİNCİ SIFAT: İlim talebesi olmalıdır. Çünkü, ona sadaka vermekle ilim için kolaylık bulur. Böylece ilminin sevabına ortak olur.

   ÜÇÜNCÜ SIFAT: Fakirliğini gizli tutup, gizlice Allah’tan isteyici olmalıdır. Varlıklı görünmelidir. “…Hâllerini bilmeyen, iffet ve istiğnalarından dolayı onları zengin (kimse) ler sanır…”2, buyurulmuştur. Bu insanlardır ki; varlıklı görünme perdesine dikkat etmelidir. Buna vermek, dilencilik yapan bir fakire vermek gibi de­ğildir.

   DÖRDÜNCÜ SIFAT: Hasta veya ailesi kalabalık olmalıdır. Çünkü, ihtiyaç ve üzüntü ne kadar çok olursa, karşılığı ve sevabı da o kadar çok olur.

   BEŞİNCİ SIFAT: Akrabasından olmalıdır. Çünkü hem sıla-i rahim olur, hem de sadaka olur. Allahü Teâlâ’yı sevmekte kardeş­liği olan da, akraba gibidir. Eğer bütün bu sıfatları kendinde top­lamış, hattâ daha güzel sıfatlara da sahip olmuş bir kimse bulursa, ona vermek hepsinden iyidir. Böyle kimselere zekâtını verene, o kimselerin himmet, düşünce ve duâları kale olur. Bu faydaya ka­vuşması için de, cimriliği kendinden atması ve nimetin şükrünü yapması icabeder. Seyyidlere zekât vermemelidir. Kâfirlere de ver­memelidir. Çünkü zekât, insanların malının kiridir, seyyidlere yakışmaz. Kâfir ise buna yakışmaz. (Seyyidlerin hakkını Beytülmâl vermiyorsa, Hanefî mezhebinde seyyidlere de verilir.)


İmâm-ı Gazâlî Hazretleri, Kimyâ-yı Saâdet, Bedir Yayınevi, s.149-150
[2] 2 - Bakara: 273.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir