İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

FÂTİH VE TASAVVUF

Kütleler, çok zaman küçük insanların elinde kalmak bedbahtlığına uğrar. Dünyânın bozuk düzen, hasta mecalsiz düştüğü devirler, işte bu kifâyetsiz idârecilerin elinde karanlıklara gömülüp önlerini artlarını göremedikleri zamanlardır. Dünyâ târihine bir göz atarsak, beşeriyet ne bulmuşsa, tasavvuf şuûruna doğru yol aldığı zamanlarda bulmuştur. Ne kaybetmişse de ondan baş çektiği ve maddecilik taassubu ile el ele verdiği zamanlarda kaybetmiştir. Burada Eflâtun’un, dünyânın düzelmesi için ya krallar filozof, ya filozoflar kral olmalıdır, dediğini hatırlamamak kabil değil. Eğer Fâtih, fikirde ve fiilde tasavvuf şuûru ile çift olmasaydı, yine de dünyânın sayılı cihangirleriyle boy ölçüşebilir, fakat bu Fâtih olamazdı. Bu Fâtih ki tasavvuf motifi etrâfında örgüleştirdiği zihnî ve rûhî faâliyetlerindeki vezin ve âhenkle yeryüzüne örnek insan tipini ve örnek çağı getirdi.

   Eğer Fâtih, tasavvuf terbiyesiyle beşerî ihtiras ve îcaplarına hükmetmeyi öğrenmemiş olsaydı, otuz yıl dünyâyı titreten isminin yanı başında yüz kızartıcı nice sıfatlar eklenecekti. Dostları kadar düşmanlarının da akıllarını durduran terâzili fikirleri, esrarlı ferâseti, duygu iffeti, parlak adâleti yerine, cesâreti kahır, müsâmahası gazap, temkîni şiddet, sükûnu hışım olmakla, bir medeniyet ve insanlık sembolü olmaktan çıkarak bir istîlâcı, bir yıkıcı olacaktı.

   Fâtih için tasavvuf ne idi? Din duygusunun, ahlâk ölçüsünün, sanat çırpınışlarının, zihnin tecessüs ettiği ilâhî oluşun bir sentezi ve dünya planına yükselişiydi.


Sâmiha Ayverdi, Edebî ve Mânevî Dünyâsı İçinde Fâtih, Kubbealtı Neşriyâtı, 2018, s.48

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir