İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

HİKÂYE-İ HAL III

Akıyorken bağrımdan, sıcacık taze kanlar,
Onu gonca gül sandı, dost sandığım nâdanlar!..
Şâyed küçük bir diken batsa kendi eline,
Feryadı arşa çıkar, ağlatırdı hâline…
Gerçi insan hakkında “velekadkerremnâ”1
Fakat isâbet şansı, niyet çeken kuş kadar!..
Düşündüm… “Belhümadal…”2 ile de mâlül insan,
Sâdece insan mı ki, her mefhum bir kördüğüm,
Kıl kadar farkla belki, her ne varsa gördüğüm,
Bir hayâl!.. Bir hakîkat!.. Yanıp sönen bir ışık!..
Her şey iki veçheli hem delil hem bir perde,
Derken hikmet-i vücûd aşk, derman oldu derde!..
Sevgiyle yöneldiğim, her şey putlaştı önce,
Asla geri dönmedim, ben bu hâli görünce,
Devam edip yürüdüm… Yürüdüm hayli zaman,
Puthâne oldu gönlüm… Velâkin geldi bir an
Ki, “Rakıyb” ismi Rabbin, silkeledi dünyamı,
Bilemedim gerçek mi, yâhud bu bir rüya mı?!.
Tezatlar zâil oldu, bitti galat-ı rüyet…
Vahdet sırrı ufkumda şimşek çaktı nihâyet!..
Deniz gibi kabaran âlemim sükûn buldu…
Tekmil enfüs ve âfâk bir noktada cem oldu!..
Hapsolmaktan kurtuldum, beden denilen leşe…
Yanmak münhasır değil bildiğimiz ateşe!..
Aşkla cem oluverir ruhta sefâ ve ezâ,
Ve böylece açılır, insana sonsuz fezâ!..
Demek ki “tek yol aşkmış” aşkta yanıp kül olmak…
Sâdece ve sâdece Yaradan’a kul olmak…
İşte benim hikâyem burada noktalandı,
Dik kafam, katı kalbim sonunda aşka kandı!..


Fakat isâbet şansı, niyet çeken kuş kadar!..
Düşündüm… “Belhümadal…”2 ile de mâlül insan,
Sâdece insan mı ki, her mefhum bir kördüğüm,
Kıl kadar farkla belki, her ne varsa gördüğüm,
Bir hayâl!.. Bir hakîkat!.. Yanıp sönen bir ışık!..
Her şey iki veçheli hem delil hem bir perde,
Derken hikmet-i vücûd aşk, derman oldu derde!..
Sevgiyle yöneldiğim, her şey putlaştı önce,
Asla geri dönmedim, ben bu hâli görünce,
Devam edip yürüdüm… Yürüdüm hayli zaman,
Puthâne oldu gönlüm… Velâkin geldi bir an
Ki, “Rakıyb” ismi Rabbin, silkeledi dünyamı,
Bilemedim gerçek mi, yâhud bu bir rüya mı?!.
Tezatlar zâil oldu, bitti galat-ı rüyet…
Vahdet sırrı ufkumda şimşek çaktı nihâyet!..
Deniz gibi kabaran âlemim sükûn buldu…
Tekmil enfüs ve âfâk bir noktada cem oldu!..
Hapsolmaktan kurtuldum, beden denilen leşe…
Yanmak münhasır değil bildiğimiz ateşe!..
Aşkla cem oluverir ruhta sefâ ve ezâ,
Ve böylece açılır, insana sonsuz fezâ!..
Demek ki “tek yol aşkmış” aşkta yanıp kül olmak…
Sâdece ve sâdece Yaradan’a kul olmak…
İşte benim hikâyem burada noktalandı,
Dik kafam, katı kalbim sonunda aşka kandı!..

LONDRA

1985

Üstad Kadir Mısıroğlu “Cemre” isimli eserinden bir şiirini okurken

Kadir Mısıroğlu, Cemre, İstanbul: Sebil Yayınevi, 2007, 37-38
[1] “Ve lekad kerramnâ benî âdeme ve hamelnâhüm fi’l-berri ve’l-bahri ve razaknâhüm min’et-tayyibâti ve faddalnâhüm alâ kesîrin mimmen halaknâ tefdıyla” İsrâ Sûresi 71. âyet. Meâli: Andolsun ki, Biz âdemoğullarını mükerrem kıldık ve onları karada ve denizde (nakil vasıtalarına) yükledik ve onları leziz, temiz şeylerden merzûk ettik ve onları mahlûkatımızdan birçokları üzerine ziyâdesiyle üstün kıldık.
[2] “Em tahsebü enne ekserahüm yesmeûne ev ya’kilûne in hüm illâ ke’l-en’âmi bel hüm edallü sebîlâ” Furkan Sûresi 44. âyet. Meâli: Yoksa zanneder misin ki, onların ekserisi işitirler veya âkilâne düşünürler? Onlar başka değil, hayvanlar gibidirler, belki onlar yolca daha sapıktırlar.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir