İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İMAM ŞÂFİİ HAZRETLERİ ve İLİM

İmâm-ı Şâfii hazretleri İslâm âlimlerinin en büyüklerinden biridir. Bilindiği gibi Hazreti İmam, Şâfi mezhebini kurdu ve diğer din büyükleri arasında büyük bir şöhret kazandı. Güzel ahlâkın, üstün meziyetlerin bir nümûnesi olarak temâyüz etti. Cömert insanlar kafilesinin en başında yer aldı. Derin ilminden ve irfanından dolayı kendisine “Dünya İmamı” ünvânı verildi. Yedi yaşında Kur’ân-ı Kerîm’i ezberledi. Arabî ilimlerle meşgul olduğu sırada şiire de heves etti. Asrının âlimleri: “Siz fıkıh bilgini olacaksınız. Şiir, büyüklere yakışmaz. Böyle şeylerle, vaktini boş yere geçirenler uğraşır.” diye nasihatte bulundular. O da bu öğütleri kabul ederek şiirle meşgul olmaktan vazgeçti. “Eğer şiir ulemanın şânına noksanlık vermemiş olsaydı, Lebid’den daha mükemmel şâir olurdum.” dedi.

   Bir ara Yemen’de kadılık yapan amcasının yanına gitti, orada pâdişah Hürmüz’ün teveccühünü kazandı. Yemen’den Irak’a, oradan da Mısır’a geldiği zaman çok sayıda talebeyle karşılaştı. Hatta bir gün yedi yüz kişi evinin önünde toplanıp takrirlerini kaydetmeye başladı. İmâm-ı Mâlik hazretleri, kendisine “Ey çocuk! Sen üstün bir zekâya, büyük bir kabiliyete sâhipsin. Yakında şöhretin her tarafa yayılır!” demişti.

   Hazreti İmam, âlimlerin meclislerine devam ediyor, konuşulanları yazıyordu. Hadis ilminde tam bir otoriteydi. Naklettiği çok sayıdaki hadis, ulema arasında makbul kabul edildi. Medine-i Münevvere’de bulunduğu sırada bir çok ilim erbâbı meclisine devam eti. Kendisi muhaddislerin meşhurlarındandır. Abdurrahman Mehdi hazretleri, usûl-i fıkıhla ilgili bir kitap yazması için kendisinden ricâda bulunmuştu. Bunun üzerine on beş ciltten oluşan ve Usûl-i Fıkıh adını taşıyan muazzam bir eser yazdı. Dolayısıyla bu sâhada ilk defa kitap kaleme alan şahsiyet olarak tarihe geçti.

   Kitabü’l-Kadîm, Kitabü’l-Hucce gibi seçkin, eserlerinin sayısı yüz otuzu buluyor. Vaktinin büyük bölümünü hadis okumaya ayırırdı. Tıpta büyük bir mahâret sâhibi olduğu gibi, okçulukta da son derece kabiliyetliydi. Hatta bir gün on defa attığı oku her defâsında hedefe isâbet ettirdiği biliniyor.

   Son derece cömert ve cesur bir insandı. Ahlâkını ve fazîletlerini anlatan üç ciltlik bir kitap yazıldı. Geceyi üçe ayırmıştı. Bir kısmını uykuyla geçirir, bir kısmını ibâdetle değerlendirir, kalan kısmında da kitap okurdu. Hikmetli sözleri kulaklara küpe oldu, gönülleri şenlendirdi.

   Hikmet incileri

  • Ulemânın zîneti, ilimle ameli birleştirmesidir.
  • Güzel ahlâk sâhiplerinin, kötü ahlâk sâhipleriyle bir araya gelmeleri, ülfet ve ünsiyet etmeleri mümkün değildir.
  • Fazîlet ışığını, ne kadar kaybolursa kaybolsun tamamen söndürmek imkânsızdır.
  • Akıllı, hayırla şerri birbirinden ayıran kimsedir.
  • Mütalâa (okuma) hüznü ve kederi mutlaka giderir. Kalbin en rikkatli ve en zengin noktalarını uyandırır, duyguları harekete geçirir.
  • Sâdık dost, arkadaşının acısını dindiren, hüznüne ve kederine ortak olan kimsedir.
  • İki kişinin darıldıktan sonra birbirlerinin ayıplarını açıklamaları, münafıklık alâmetidir.
  • Kalblerinin nurlanmasını arzu edenler, sefih ve alçak kimselerin yanlarına gitmemelidirler.
  • Riyanın mâhiyetini, ihlâs sâhipleri bilir.
  • Haksız sözleri tasdik eden dalkavuktur.
  • Gerçek dost, arkadaşının ayıbını gördüğü zaman ihtar eder, fakat ifşâ etmez.
  • Sohbet esnâsında araya girip sözü kesen kimselerin sözlerinde zarâfet yoktur.
  • Nefislerine zulmedenler, faydasız işlerle vakit geçirenlere iltifat edenler ve kendilerinden ilgi görmedikleri adamlara tevâzû gösterenlerdir.
  • Tanımadığın adamı övme.
  • Seni sende olmayan meziyetlerle öven kimsenin, öfkelendiği zaman da sende bulunmayan kötülüklerle yereceğini aklından çıkarma.
  • Arkadaşının ayıbını kendine gizlice ihtar edersen nasihat etmiş, açıkça söylersen ifşâ etmiş olursun.
  • Yüksek ruhlu kimseler, kendilerinde meziyet ve üstünlük görmeyenlerdir.
  • Bir adam zâhiren ne kadar iyi görünürse görünsün; alçakları ve vicdansızları tanıdığı halde onları arkadaş edinirse, ahlâksızlıkta ortak kabul edilir.
  • İbret almak isteyenlerin, kötü adamların âkıbetlerine bakmaları yeterlidir.
  • Dünyada üç şey çok zordur: Fakir olduğu halde cömertlik yapmak, yalnız ortamlarda zühdden ayrılmamak ve zarârından korkulan adamın karşısında doğruyu söylemek.
  • Makama, mevkiye ne kadar muhabbet beslersen o kadar senden kaçar.
  • Her işin güzel bir sonuca ulaşmasını isteyen kimse, insanlar hakkında hüsn-i zanda bulunsun.
  • İlim, hâfızada duran değil, fayda verendir.
  • Akıllı, iyiyle kötüyü ayırandır.
  • Seni dâima minneti altında yaşatmak isteyen dost değildir.
  • Arkadaşının özürlerini kabul etmek, ayıplarını örtmek, kusurlarını affetmek sadâkatin alâmetlerindendir.
  • Senin için diğerlerinin aleyhinde konuşan, senin aleyhinde konuşmuş gibidir.
  • Cömertlik öyle bir meziyettir ki, sâhibinin görünür ayıplarını örter.
  • Vakar ve haysiyetini bilmeyenlere ilim fayda vermez.
  • Asla yalan söylemedim. Gerek doğru, gerek yalan yere yemin etmedim. Hayâtım boyunca, bir defa bile karnım doyuncaya kadar yemek yemedim.
  • Mânevi anlamda olgunlaşmak isteyenlerin az yemeleri gerekir.
  • Hırs sâhibi âlimlerle, alçak kimselerin meclislerinden uzak durmak îcap eder.

   Bu sekiz şeydir belây-ı ehl-i dünya bil yakîn

   Lu’b ve gaflet fahr ve zînet hırs ve şehvet kibir ve kîn

İşte her sözü hakikat olan Şâfii hazretlerinin böyle hikmetli sözleri pek çoktur. Bunlarla amel edenler elbette ki kurtulurlar.

   Hazret, kırk yaşına gelince, eline bir âsa alarak yollarda gezmeye başlar. Sebebini soranlara ise, “Biz dünyâda misafiriz. Dolayısıyla böyle yapmak gerekir” cevâbını verir. Kendisi son derece ferâset sâhibiydi. Mısır’da bulunduğu sırada bütün kitaplarını bir yerde toplamıştı.


Dursun Gürlek, Tebessüm ve Tefekkür, İstanbul, Kubbealtı Neşriyâtı, 2014, s.131-135

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir