İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İNSAN ve LİSÂN

Evet! Neredeyse herkes dışarıdan gelen telkinlerle şekillenir. Ailesinde filozof bulunan nadir olduğundan ailesinden akılcı bir eğitim alan da azdır. Bu tür eğitim alanlar bile budala ortamlara girer. Aile bireyleri, arkadaşlar, çevre faktörü çocuğun beynini formüllerle doldurur. Çocuk az düşünen öğretmenlerle ve sıradan fikirlere sahip arkadaşlarla bir arada olur. Üstelik en iyi eğitim almış çocuk bile nihayetinde arkadaşlarının konuştuğu dili konuşacaktır. Oysaki dil bilindiği üzere halka aittir. Konuşulan dil halkı yansıtır. Halk sıradanlığını, kinini, naifliğini veya kabalıklarını dile işler. Dilde zenginliği, gücü, savaşı metheden ama iyiliği, sade hayatı ve çalışmayı küçümseyen onca ağdalı ifade bulunur. Ve biz kolayca bu dilin tesirinde kalırız.

   İspat mı istiyorsunuz? Önünüzde “güç” diye bir kelime söylendiğinde iddiaya girerim bir çoğumuzda öncelikle büyük güçler, askerî güç gibi anlamlar akla gelecektir. Ahlâken güçlü olmak daha sonra hatıra gelir. Güç sahibi kişi olarak da Sezar akla gelir. Mutlu olmaktan bahsedilince insanların aklına hemen servet, hâkimiyet, alkış gelir. Siz de benimde yaptığım gibi on beş tane hayatın anlamını teşkil eden kelime belirleyin. Bunu psikolojik bir test amacıyla yaptığınızı söylemeyi unutmayın ve kelimelerin nasıl bir resim canlandırdığını muhatabınıza sorun. Dilin insanların düşüncelerini, değerlerini ve cehaletini anlamak için çok güçlü bir malzeme olduğunu anlayacaksınız

   Doğrusu dilin bu gücü evrensel bir durumdur. Atasözleri milletlerin bilgeliklerini az ve öz olarak barındıran tespitlerdir. Yani gözlem yeteneği olmayanlara meselenin nelerden ibaret olduğu bilgisini verir. Bu atasözleri tekrarlana tekrarlana artık aksini iddia etmek imkânsız hâle gelir. Gençlerden bahsediyor olalım; bir genç bardan bara dolanıyor ve yaşlı başlı insanlar veya herhangi biri ona “Gençlik elden gitti!” diyor. Allah’tan daha fazla teşvik edici bir cümle etmiyor.

   Cesurca söylemek gerekirse bu tür ifadelerin gençlere nasıl zarar verdiği aklınızın ucundan bile geçmez. Amerika ve Avrupa ülkelerinde olduğu gibi okuldan ayrılanlar için bir denetim olmaması nedeniyle kendini dağıtan gençler yaygın olduğu için doğal olarak insanların kafasında gençlere karşı ön yargı oluşuyor. Bu ön yargı o kadar güçlü ki bu düşünceden kurtulmayı başarabilen çok azdır.

   Max Müller kültürlü bir İngiliz’in üç bin ilâ dört bin civarında kelime kullandığını, büyük üstatların ise on beş, yirmi bin kelime kullandıklarını söylüyor. Sıradan insanların pek kullanmadığı yücelik, asalet, ulviyet gibi kelimelerin düşünürlerle halk arasındaki kelime dağarcığından kaynaklanan farkı gösterdiğine dikkat çekiyor.

   Ne yazık ki düşüncenin dilde ifadesi konusunda insanlar arasında dağlar kadar fark var. Bayağı bir insanın kelime hazinesi devede kulak gibidir. O kadarla yetinip durur. İnsanların düşünceleri de işte bu yüzden çatışır.

   Küçüklüğümüzden itibaren bize bazı şeylerin iyi bazı şeylerin kötü olduğu öğretilir. Bunları konuştuğumuz insanların düşüncelerinden, hareketlerinden alırız. Oysa o kavramları gerçek anlamlarıyla değil insanların ona yüklediği anlamlarla öğrenmiş oluruz.


Jules Payot, İrade Terbiyesi, ter. Hakan Alp, Ediz Yayınevi, s.103-105 (İktibas ettiğimiz metne başlığı biz ekledik.)

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir