İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İSTANBUL’DA BÜYÜK YANGINLAR

İstanbul’da Büyük Yangınlar1

Not: Bu makale Osmanlı İmparatorluğu’nun son vakanüvisi Abdurrahman Şeref beye aittir. Payitahtta vuku bulan yangınları anlattığı mezkûr makale çok uzun olmakla beraber biz bir kaç bölümde yayınlayacağız. Bu bölümde umûmî olarak yangınlar, müdahaleler, tedbirler ve Osmanlıların hadiseye bakışı anlatılmakta olup, Abdurrahman Şeref beyin anlattığı meşhur “İstanbul Yangınları” misâllerini de peyder pey yayınlayacağız inşâAllah.

   Emâkini (mahâller-mekânlar) ahşâb olan İstanbul şehrinde hafta geçmez ki yangın kulelerinde işâret görülmesin. Bazen bir günde iki üç harîk (binaların yanıp tutuşması) dahi olduğu vardır. Yangın işâretleri Bayezid ve Galata kulelerinde geceleri fener ve gündüzleri Bayezid kulesinde kırmızı sepet ve Galata kulesinde kırmızı üç köşeli bayrakdır. Harîk nefs-i İstanbul’da (içi) ise işaretleri çift ve haricinde ise tek olur. Bir de harîki ilân için mine’l-kadîm İcâdiye tepesinde rûzüşeb (gece gündüz-sürekli) yedi pâre top atılmak mutad idi.

Yollarda bunlara “Yangın nerde?” diye sorulmaz çünkü müstehcen cevâb vermeleri veya hiç ses çıkarmamaları ocaklarının usûl-i kadîmesi iktizasındandır.

Onlara “Uğurlar olsun dayı!” denilir!

   Topçular ya kendileri doğrudan doğru yangını görürler veya kalelerdeki işâretlerden anlarlar idi. Geceleri Bayezid kulesi mahtab/mahetab (fişenk-maytap) yakarak İcâdiye’ye yangını haber verirdi. İlân-ı meşrutiyeti müteakip İcâdiye’deki topçu mevkîi lağv olunarak yerine rasadhâne binâ olundu ve bir çok sene kadar top atılmak adeti mülga olunduktan sonra yine iade ve hizmet Salıpazarı pişgâhında (önünde) lenger-endâz (demir atmış) olan karakol sefinesine havâle kılındı ve bir de kulelerden yangın görülür görülmez kırmızı gömlekli ve eli harbeli (kısa mızraklı) ve gece müşemma/muşamba (su geçirmez) fenerli nöbetciler ki kulelerde mukimdirler, etrafa dağılır ve koşarak harîkı ilân ederler. Yollarda bunlara “Yangın nerde” diye sorulmaz çünkü müstehcen cevab vermeleri veya hiç ses çıkarmamaları ocaklarının usûl-i kadîmesi iktizasındandır. Onlara “uğurlar olsun dayı” denilir ve harîkin semtini söylerler. Geceleri nöbetciler bi’l-cümle mahallât bekcilerine haber götürüb bekciler dahi sopa vurarak avâz bülend ile “Yangın var filân yerde” diye mevkî-i harîki ilân eyler. Nöbetcilerin devâir-i resmiye ve bekcilerden be bazı konaklardan avâid-i mahsûsası var idi.

   Âşinâyândan bir zât Berlin’de bulunduğu esnâda apartmanda harîk zuhur etmiş. İtfâiye gelmiş yangın çıkan odada ateşi söndürmüş. Sokakda marrîn ü âbirin (gelip geçenler) hiç bir şey yokmuş gibi gelip geçer imiş. O zât diyor ki “harîka bu kadar hürmetsizlik edileceğini tasavvur edemezdim. Ne kule var, ne top var, ne nöbetci var, ne mahalle tulumbalarının hay u huyu var, ne seyirci var. Âdet yerini bulsun için bir refîkım ile beraber sokağın karşı tarafında durup ateş sönünceye kadar bekledik.”

   Emâkin ahşâb ve sık olmakla beraber İstanbul’un vaziyeti ve muhtelif rüzgârlara marûziyeti bazı harîklerin daire-i tahrikini fevkalâde tevsi eder. Bir istatistik tutulmuş olsa İstanbul ebniyesinin harîka karşı müddet-i ömürleri anlaşılıyor idi. Gündoğusu rüzgârında Hocapaşa, Cebeali (Cibali), Balat, Fındıklı sahillerinde ateş zuhur ederse tepelere doğru yayılarak badehu tepeleri aşarak bir çok mahallâtın mahv olduğu vakidir. Binaenaleyh tarihinde meşhûr olan büyük yangınlar Hocapaşa, Cibali, Balat ve Tophâne harîkleridir. Bunlardan bir kaç tanesini zikr edelim…



[1] Abdurrahman Şeref, Nevsâl-i Osmânî, 1328, s. 303-304

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir