İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

JAPONLAR, ADAM YETİŞDİRMEK İÇİN NASIL ÇALIŞIYORLAR!

Seyyâh-ı şehir Abdürreşîd İbrâhîm Efendi hazretlerinin “Âlem-i İslâm ve Japonya’da intişâr-ı İslâmiyet” nâmiyle neşr etmekde oldukları eser-i mutebereden.

Japonların umerâ-i askeriyesinden dünyânın en ma’rûf kumandanlarından olan mareşal Oyama ne yapıyor? Ben bundan mukaddem dahi pek çok kereler Japonların ahlâk-ı milliyeye ziyadesiyle i’tinâ etmekde olduklarını ayrıca şerh ve beyân etmişdim. Bu def’a da bu ahlâk-ı milliyenin muhâfazası lüzumunu iltizâm edenlerden biri ve belki en birincisi olan mareşal Oyama cenâbları hakkında bazı izâhât vereceğim… Mareşal Oyama’nın kim olduğunu ve nasıl adam olduğunu Rus-Japon muhârebesinde bütün cihân bilmişdir. Şimdi ben bu adamın hâl-i hazırdaki işgalâtından birâz ma’lûmât vermek istiyorum.

Mareşal Oyama

   Mareşal Oyama şimdi bir mekteb müdürüdür. Hem de leylî mektebin müdürü. Müşarunileyh hazretlerinin bu vazifeyi kendi isteğiyle iltizâm etmesi ne gibi bir fikre mebni olabileceği, cüz’î bir mülâhaza ile anlaşılabilir. Fakat ben daha ziyâde izâh etmek için birâz da tafsîlât vermek istiyorum. Koca mareşal-müşir, çocuklara nezâret, belki doğrudan doğruya çocuklar terbiyesini ihtiyâr ederek bu sûretle milletine, millet ve vatan evl^dı yetişdirmek istiyor. Haftanın altı gününü mektebde geçiriyor. Geceleri de yine mektebde yatıb kalkıyor, umûm zâdegân evlâdıyla fukarâ evlâdını beraber terbiye ediyor: elbiseleri müsâvî, yemek içmekleri beraber, yatakları aynı derecede müşârunileyh cenâbları da aynı elbise de onlar ile beraber, haftada bir kere de hâne-i devletlerine izinli gider, yine telebe ile beraber tramvay ile avdet ediyor. Haftada bir gün ‘â’ilesi yanında buluyor ve eyyâm-ı tedrîsiyede bütün hafta mektebde bulunur. Koca mareşali görmek ve melâkat etmek için iki defâ mektebe gitdim, bir def’a da tramwayda tesâdüfî olarak gördüm. Kendileri iltifât buyurdular. Bir def’a mektebe gitdiğimde koca mareşal çocuklarla beraber jimnastik oyununda bulunuyordu.

   Bu adam koca bir asker kumandanı olduğu hâlde, böyle bir mekteb müdürlüğü vazîfesini ne için iltizâm etdiğini kendine sorduğumda,birâz sükûtu mute’âkib, tebessüm ederek, dedi ki: “Tamahkârlıkdır, fakat birkaç senede bin sekiz oyama yetişdirmek istiyorum.”

   Bakınız şu müşârün bi’l-benân olan bir müşirin bu günkü vazifesine! Mûcib-i hayret değilde nedir? Bende kendileriyle beraber diyeceğim: “Bu tamahkârlıkdan başka bir şey değildir. Fakat keşke bizde de böyle tamahkârlar zuhur etseydi, ne hoş olurdu.”

   Ma’a’t-te’essüf demeliyiz, bizim müşîrân-ı izâm, içlerinde Oyama gibi muktedirleri olsa bile, bu gibi bir vazifeyi vatan ve millet menfa’atini, istikbâlini mülâhaza ederek kabûl ederler mi idi? Büyüklük kolay değil, bizim ma’zûl şeyhü’l-islâmlarımız kadıaskerlerimiz, bilmem kimlerimiz… Hepsi dolgun ma’âş ile mezar nöbetçiliğini ihtiyâr ediyorlar.

   Cânları sıkılırsa, kendileri gibi ma’zûlîn ile bir araya toplanarak, tavla ile bilmem ne ile vakit geçiriyorlar, ma’âşlarını ecnebi bankalarına tevdî’ ederek ne millet hayır görür, ne de kendileri nihâyet bir gün bu cihandan çekilib gidiyorlar. Bunlardan istifâde edeceğiz, diye millet bekleye dursun.

   “Bari milletden ma’âş alıyoruz, hiç olmazsa rızâen-lillah tedris edelim.” diyecek biri olsa… O da yok.

   Hâlbûki ağzımıza cennetden bahs etmek ve cennete doğru gitmek sözler, ümîddlerde yok değil. Hizmete gelince hiç olduğu gibi tâ’at ve ‘ibâdetde de o kadar ‘acele edenlerimiz gözükmüyor.


Abdürreşîd İbrâhîm Efendi, "Japonlar, adam yetişdirmek için nasıl çalışıyorlar!.." Sırât-ı Müstakim, C.5, s. 174, 28 Teşrînievvel 1326

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir