İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

KIRK YILLIK YANİ OLUR MU KÂNİ

Bir çok milletlerin asırlar içinde değişmeyip aynı kalan birtakım misyon (rol, fikir, dava ilh..)’ları vardır. Dinî, ırkî ve coğrafî âmillerin vücud verdiği bu misyonlar, devir devir değişik tezâhür şekilleri arz etseler de muhteva ve istikametleri hep aynı kalır. Bunlardan coğrafî âmillerin vücud verdiği misyonlar, belli bir mıntıkada tavattun eden (yerleşmiş bulunan) milletler için âdeta mecburî bir hattı-hareket temâyülü olarak ortaya çıkar ve karşı konulamaz bir seyir takib ederler. O derecede ki; millî bir mefkûre haline gelen bu misyonlar âdeta anaların sütü ve babaların sulbü ile nesilden nesile intikal ederek o topluluklar için bir nevî fıtrat-ı sâni teşkil ederler. Değişen rejim, idareci ve şartlar muvâhecesinde hep aynı kalan bu misyonlar, bazan kuvveden fiile çıkamayıp kitaplarda ve zihinlerde mahpus kalırsa da, şartlar elverdiğinde -o şartların mümkün kıldığı nisbette- gerçekleşmeleri önlenemez!

   Her millet gibi Ruslar da böyle bir tarihî misyon sahibidirler. Bunu Rus ırkının fıtrî temâyülleri ve bu ırkın yerleştiği arazinin şartları ihdas etmiş bulunmaktadır. Bundan en çok zararı görmüş bir millet olmamız dolayısıyla, herkesten ziyâde vakıf bulunduğumuz “Tarihî Moskof Misyonu” kısaca “Sıcak denizlere açılmak” sûretinde hulâsa edilebilir.

   Millî tarihimizde çok meş’um (uğursuz) bir rol oynamış bulunan Timur’un Altınordu Devleti’ni yıkışıyla nefes alıp serpilmek imkânını bulan Moskova knezliği (prensliği) devrinden günümüze kadar her Rusun gönlünde yatan millî mefkûre bu olmuştur. Zirâ biteviye stepler halinde devam eden Rusya’da Slav ırkı -meşhur bir benzetişle- “buğday ambarına kapatılmış bir fare”den farksızdır.

Türk-Rus Harblerinden birini gösteren tablo.

   Büyük devlet olmak, âlemşumul bir karakter kazanmak için büyük denizlere açık bir panjura mâlik bulunmak gereğini çok erken asırlarda kavrayan Ruslar için, elverişsiz kuzey sahilleri bu arzuyu tatmine kifâyet etmemiş ve bu yüzden Rusların yüzü hemen hemen daima güneye dönük bulunmuştur. İşte bu tarihî sebep ve keyfiyetledir ki, bizimle Ruslar arasında tarihte bitip tükenmek bilmeyen bir hesaplaşma mecburiyeti hâsıl olmuştur.

   Çarlık Devrini kapatan Bolşevik İhtilâli ile Slav ırkı süper güç olmak için gerekli olan âlemşümül bir dünya görüşüne yani komünizme sahib olunca, Rusların tarihî misyonu Akdeniz ve çevresini aşarak bütün Dünya’ya şâmil bir hâle gelmiştir. Bu defa tehlike sadece bizim gibi Rus Devleti’nin yakın komşuları için değil, bütün Dünya’ya karşı vârid olduğundan Ruslar, – ciddiyetinden şüphe edilse bile- Amerika’ya kadar uzanan bir husûmet zincirinin çerçevesi içinde çarpışmak mecbûriyetinde kalmışlardır. İkliminin tabiî bir neticesi olarak tembel, romantik ve eziyete mütehammil bir millet olan Rusların cihan çapında bir nüfuz (imperyum) için gerekli enerji ve evsâfı haiz bulunmadıkları nihâyet altmış-yetmiş yıllık bir cidalden mecruh (yaralı) ve bîtâb düşmüş olmalarıyla sabit bulunmaktadır. Irklarının “Slav” olan adı bile bütün batı dillerinde “esir” mânâsına gelen bu milletin en büyük patronluk demek olan imparatorluk rolünü uzun müddet oynayamayacağı muhakkaktı.

   Ancak Gorbaçov’un hareketiyle sâbit olmuş bulunan Dünya’ya meydan okuma tavrından rücû ve nedâmeti doğuran sadece Rus ırkının bu rol için kifâyetsizliği değildir. Buna bir de Yahudilerin bozulan menfaatlerini ekleyerek düşünmek gerektir.

   Gerçekten Dünya’da en büyük bir yekûn teşkil etmek üzere Rusya’da altı milyon Yahudi yaşamaktadır. Bunlar Çarlık devresinin son zamanlarında başka yerlerdeki ırkdaşlarıyla kıyası kabil olmayacak derecede kötü şartlar altında idiler. Her menhus (kötü) fikir gibi kendi icadkerdeleri olan komünizmi iktidar yaparak, Rusya’da hâkim bir mevkiye getiren Yahudilerdi. Birinci Cihan Harbi’nin müsâid şartlarından istifade ederek, Rusya’nın başına komünizmi, Dünya’nın başına da Rusya’yı belâ eden Yahudiler, Cihan’ı iki kampa ayırarak sun’î bir çatışmanın iktisadî ve siyasî nimetlerini alabildiğine devşirmişlerdir. Bunun için Rusya ve Amerika’da temin ettikleri görünmez otorite, bugüne kadar nice milletlerin felâketine sebeb olmuştur.

Macarlar istiklâllerini kazandıklarında Rus diktatörlerinin heykellerini yerle yeksan etmişlerdi.

   Fakat Rusya’daki Yahudiler komünist rejimin başlangıcındaki hâkimiyetlerini -bilhassa Stalin devrinde sür’atle kaybetmiş ve Çarlık zamanındaki şartlardan daha da kötü bir duruma düşmüşlerdir. İşte o andan itibaren Cihan Siyonizmi insan yaradılışına aykırı olan komünizmin menfî neticelerini Ruslar aleyhine gitgide dehhâmeleştirecek bir program tatbikine koyulmuşlardır. Ruslar’ın kendi ülkelerindeki Yahudiler’in Filistin’e muhaceretlerine izin vermemesi, Cihan Siyonizmini bu istikamette daha da gayrete şevketmiş ve birgün gelmiştir ki, Amerikan Reisicumhuru başlangıçtan beri tanımadığı Çin’in ayağına gidip Pekin’i ziyaret etmiş ve Rusya’yı komünizmin liderliği hususunda Çin’le tehdid ederek Yahudi muhaceretine izin vermesini sağlamıştır. Lâkin bu izin veriş hem mahdud olmuş ve hem de Rusya’dan çıkabilenlerin Filistin’den ziyade Amerika’ya gittikleri görülmüştür. Bu netice, Rusya’daki altı milyon Yahudinin kurtulması için “Rus Milletler Hapishânesi”nin duvarlarını yıkmayı cihan siyonizmi için vazgeçilmez bir emel hâline getirmiştir. Bu maksatla Rusya Amerika ile bir nevî yarış olarak ağır masrafı gerektiren fezâ çalışmaları ve Afrika gibi uzak iptidaî ülkelerde ideolojik çatışmaların icab ettireceği askerî harcamalara itilmiştir. Rusların imkânlarını tüketip dâhilini açlık ve hürriyetsizlik sebebiyle patlamaya müheyla (hazır) bir bomba hâlinene getiren siyonizm, nihâyet Berlin Duvarı’nın yıkılışıyla yeni bir denge arayışının ilk işâretini vermiştir.

   Bizse 1970 yılında yayınlanan “Moskof Mezâlimi” isimli eserimizde temel sâik Yahudilerin durumu olmak üzere, bu neticenin ikibin yılından evvel mutlaka ortaya çıkacağını söylemiştik.

   Ancak bütün Dünya için stratejik şartların yeniden ele alınmasını gerektirecek olan bu gelişme, Türkiye’miz bakımından pek fazla bir değişikliği icab ettirmeyecektir. Zirâ bize müteveccih bulunan Rus tehdidi Moskofların tarihî misyonlarının icabıdır. Komünizm bu tehdidde sadece ilâve bir sâikti. O ortadan kalksa bile temel sâik (hususî sebeb) tarihî misyon, coğrafî âmillerin bir zarûreti olarak devam edip gidecektir.

   Bu demektir ki, Rusya’da komünizm yıkılsa bile Rus ve Türk milletlerinin menfaat çatışması devam edecektir! Bu sebeble bizim için “Kırk yıllık yani”lerin bir günde “Kâni olmayacağı” gerçeği göz ardı edilemez. Edildiği takdirde bu müstakbel Türk nesilleri ve İslâm Âlemi’ne pek pahalıya mal olur!


Kadir Mısıroğlu, Âşıklar Ölmez!.., Sebil Yayınevi, 1994, s.33-36

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir