İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

KİTAP YAKMAK!

İnsan, hayvandan farklı olarak “tecrübelerini” biriktirebiliyor ve kendinden sonraki nesillere aktarabiliyor. Bu sebepten büyük kültür ve medeniyetler kurabilmiştir. Nesiller ve cemiyetler arası teması sağlamada, en önemli vasıta da kitap… Bu sebepten “yazının icadı”, kültür ve medeniyet tarihimizin en büyük buluşu sayılmakta… Kitap, her zaman ve zeminde, daima saygı ile karşılanmış ve “kitaplıklar kurma” işi mukaddes bir görev sayılmıştır. Kültür ve medeniyet tarihinden öğreniyoruz ki, insanlar, büyük bir çoğunlukla “kitaplıklara” mâbetler kadar saygı ve ilgi duymuşlardır. Tabii, bunun istisnaları da vardır. Maalesef, zaman gelmiş, “kitapseverlerin yanında” “kitap düşmanlığı yapan” kişi ve zümrelere de rastlanmıştır. Tarih, kitaplık kuran ve kitapları koruyan kişi, zümre ve kavimlerden de söz eder. Meselâ, İslâm Dünyası, asırlarca çalışarak Bağdat’da, Kahire’de ve İspanya’da büyük kitaplıklar kurmuş olduğu halde, barbar Moğol sürüleri ile, mutaassıp Haçlı Orduları, bu değerli hazineleri yakmış, yıkmış ve yağmalayarak imhâ etmişlerdir. Bugün İslâm Dünyası’nın “geri kalmışlığında” bu tahribatın önemli rolü vardır.

   Dünya tarihinde de bu tip “kitap katliâmları” mevcut olmuştur. Nazi Almanyası’nda, Komünist Rusya’da bu tip cinayetler, maalesef, en korkunç boyutlarda işlenmiştir. Bugün Sovyetler Birliği’nde Müslümanların, Kur’ân-ı Kerîm bulmaları, okumaları, âdeta imkânsız hale gelmiştir. Durum diğer komünist ülkelerde de aynıdır. Orada ancak rejimin uygun gördüğü kitaplar okunur, diğerleri “yasak”tır ve bu yasak kitapları bulunduranlar, korkunç bir suç işlemiş olurlar.

B: Holland House, Londra. Alman bombardımanından sonra…

   Üzüntü ile belirtelim ki, ülkemizde de zaman zaman “kitap ve yayınlar” ile ilgili olumsuz tavırlar ve tutumlara rastlamak mümkün olmuştur ve olmaktadır. Ben, bilhassa “Tek Parti Döneminde”, yasaktır, tehlikelidir ve evimde bulunmasında sakınca vardır korkusu ile pek çok kitabımı yakmak zorunda kalmışımdır. Birçok dostumun, arkadaşımın ve tanıdıklarımın da bu duruma düştüklerini çok iyi biliyorum. Hiç şüphesiz bunlar, hoş şeyler değildir.

   Sakın, kitaplarımı yakarken vehme kapıldığımı sanmayınız. Bazı zamanlarda, bazı kitapları bulundurmak ülkemizde de suç sayılmıştır. Nitekim, birçok defalar “evim aranmış” bazı kitaplarım alınıp götürülmüştür. Bu tip baskılarda, bazı “işgüzar” kişilerin rolü de az değil. Son tutukluluğumuz esnasında, Mamak’ta hücrelere konmadan önce, bazı gardiyanlar: “İdeolojik kitap bulundurmak yasaktır” diyerek, bütün kitaplarımı ve bu arada Kur’ân-ı Kerîm’imi de elimden aldılar. Tahliye kararından sonra, bütün kitaplarımı geri aldım ve fakat Kur’ân-ı Kerîm’imi bulamadım.

   Ben, ne türden olursa olsun, kitap yasağına ve yakılmasına karşıyım. Hele bu konuda “çift standart” uygulamasından iğrenirim. Dikkat ediyorum, solcu çevreler “bizim kitaplarımız” yasaklanırken, toplatılırken, yakılıp imhâ edilirken pek memnun gözükmekte ve fakat sıra kendilerine gelince, aşırı bir hürriyet havarisi kesilmektedirler.

   Şu anda yüzbinlerce cilt kitabımız, kitaplıklarda ve milyonlarca tarihî belge arşivlerimizde çürürken, bunları okuyup gün yüzüne çıkaracak kadroların yetişmesi gereğine temas ettiğimiz zaman, bizi olmadık sıfatlarla lekelemeye kalkışan çevrelerin samimiyetine inanmıyorum. Hürriyeti, yalnız kendileri için isteyenler, gerçek sahtekârlardır. Benim kitaplarımı, kitaplıklara hapsedecek, gözlerden ve gönüllerden kaçıracaksın, sonra da karşıma, “basın-yayın özgürlüğü isterim” diye çıkacaksın. Olmaz öyle şey!

   Kitapları hapsetmekle, yakıp imhâ etmek arasında, sanıldığı kadar fazla fark yoktur…


Seyyid Ahmed Arvasî, Fikir Sefaletine Örnekler, Burak Yayınevi, 1999, s. 174-177

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir