İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

LUGAT: BAKMAK, BİD’AT, BERÎ

Şemseddin Sâmi’nin eseri, Kamûs-i Türkî’den üç kelimemiz: Bakmak, bid’at, berî.

“bakmak”

Bakmak:

Görmek üzere gözlerini atf ve tevcih etmek, nazar, nigâh etmek: Nereye bakıyorsun? Şuna bak; bakmadım ki göreyim. (1) İtibar etmek, nazar-ı itibara almak: Siz bizim kusurumuza bakmayın. (2) Tabi’ olmak, tetebbu etmek, uymak: Ördek kaza bakarak çatlar; irad sahiplerine bakarak masarif kapısını o kadar açmayak. (3) Dikkat ve itina etmek, gözlerini açmak: Bakın yolda bir şey çıkmasın. (4) Mütalaa ve tetkik etmek: Derse bakıyor. (5) Hizmetini görmek: Bu hayvana kim bakıyor; iyi baksalar güzel bir at olur. (6) İaşe ve infak etmek, beslemek, geçindirmek: Çoluk çocuğuna iyi bakıyor; karısına bakmaktan acizdir. (7) Tedavi etmek: Bu hastaya kim bakıyor? Her vakit bakan tabib kimdir? (8) Denemek, muayene etmek: Bakmadan alınmaz; bir iki gün bende dursun bakayım da işime gelirse alırım; yemeğe bakmak. (9) Aramak, tutmak veya almak üzere taharri ve muayene etmek: Eve bakmağa gittiler; kıza bakıyorlar. (10) Hastayı ziyaret etmek: Hastaya bakmak şarttır; hasta yatıyor da gidip bakmağa vakit bulamadım. (11) Menût ve mütevakkıf ve muallik olmak: Böyle işler tabiyete bakar; artık orası dirayete bakar. (12)

Ağza bakmak= Birinin sözüne ehemmiyet verip tabi’ olmak.

Eğri bakmak= Kin ve garezini izhâr etmek.

İşine bakmak= Kendi işiyle meşgul olup başka şeye karışmamak.

İyi bakmak= Dikkat etmek.

Dört yana bakmak= Kemâl-i ihtiyatla hareket etmek.

Fala bakmak= Fal açmak.

Bakakalmak= Şaşkın şaşkın bakmak, tahayyür.

Yan bakmak, yan yan bakmak= Kinle, nazar-ı husumetle bakmak.

Yüze bakmak= İltifat etmek: Yüzüme bakmadı; iltifat etmedi.

Yüz yüze bakmak= Utanacak bir macera olmamak.

“bid’at”

Bid’at:

Hâdis olan şey. (1) Dine müteallik olup zamân-ı saâdetten sonra hâdis olan şey: Bid’at-ı hasene, bid’at-ı seyyie.

“berî”

Berî:

Kurtulmuş, sâlim, ârî, azâde: Her hastalıktan berîdir. (1) Pak, münezzeh: Cenâb-ı Hak gözle görmekten ve kulakla işitmekten berîdir. (2) Hiçbir taalluk ve müdahili olmayan, berâat kazanan. (3)

Berîüzzimme= Zimmetinde bir şey olmayan. Tebriye-i zimmet eden.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir