İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

MESTÛRE OLMAK

Böylece, anlamıştım ki İstanbul’da hürmet ve riâyet görmek için kadınların çarşaf giymeleri lazım… Ben de artık çarşaf giymeye başlamıştım.

   Lüsyen’in (Abdülhak Hâmid Bey’in hanımı) şartlarından biri de (eğer şart var idiyse!) çarşaf giymemek, yani mestûre olmamak. Şair-i Âzam tabiî bu şartı kabul ediyor, zira karısının örtülü olması veya olmaması Şair-i Âzam’ın umurunda bile değil.

   Fakat Lüsyen sonraları, kendi isteği ile hiç olmaz ise kısa bir müddet için çarşafa giriyor. Bunun izahını yine Lüsyen’den dinleyelim:

   “Bebek’ten alışveriş etmek için Beyoğlu’na gidiyorduk, bana gayet temiz ve şık bir fayton kiralıyorlar ve yanıma iki çarşaflı kalfa veriyorlardı. Biz Beyoğlu’nda en şık dükkân ve mağazalardan alışveriş ediyorduk. Bu dükkân ve mağazaların sahipleri ve satıcıları ya ecnebi veya ekalliyetten (gayr-i müslim) olmalarına rağmen, çarşaflı kalfalara, ben Avrupalı bir kadından çok daha hürmet ve riâyet ediyorlardı. Aldığımız eşyaların paketlerini, taşımak için ‘buyrun matmazel’ diye bana veriyorlardı. Böylece, anlamıştım ki İstanbul’da hürmet ve riâyet görmek için kadınların çarşaf giymeleri lazım… Ben de artık çarşaf giymeye başlamıştım.”


Münevver Ayaşlı, İşittiklerim Gördüklerim Bildiklerim, İstanbul: Timaş Yayınları, 2014, s.58-59

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir