İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

MÜBALÂĞANIN TEHLİKESİ

Zıtlar birbirini tamamlayan iki yarım daire gibidirler. Bi­rinin ifrat noktası, diğerinin tefrit noktasına muttasıldır. Bu yüzden hislerdeki ifratlardan onların zıdlannın tef­ritine geçmek gayet kolaydır. Aşk – nefret arasında bu ha­kikatin fiilî tezahürü pek çok görülmüştür. Memleketimizin çeşitli sebepler ile Garp Âlemi’nden sa­dece teknik sahada da olsa büyük ölçüde geri kalmış bu­lunması, Türk yarı münevverinin ruhunda derin ve tedâvisi imkânsız bir aşağılık duygusu illeti husûle getirmişti. Böyle bir mevsimde onun Batı’ya büyük bir iştiyakla dönme hususundaki meylini, eline geçen tarihî ve müstesna bir fırsatı değerlendirerek temin eden M. Kemal Paşa’ya karşı bu aşağı­lık duygusuna musâb bir kısım Türk münevverenin duyduğu takdir ve hayranlık O’nun ölümünü müteakip her gün daha müfrid bir şekil alarak maalesef âdeta putçuluğa dönüşmüştür. Gerçekten bir insanı beğenip takdir etmenin de mutlaka bir ölçüsü bulunmak lâzım geldiğini unutan bu yarı münevverler -ihtimal pek çoğu da gayri samimî oldukları halde- M. Kemal Paşa’yı medih ve O’na perestiş etmekte mübalağâ yarışına girişmiş gözükmektedirler. Hakikatte M. Kemal Paşa bir doktrin vâzıı olmayıp, kendisine kadar devam eden Batı’nın ik­tibası hareketinde her türlü kayıd ve şarttan azâde olarak Müslüman Türk anlayış ve şahsiyetini reddedip Garb’a topyekûn teslimiyeti ifade eden bir hareketin nihâî merhalesinde son derece müessir olmuş bir hareket adamıdır. Böyle olduğu halde sanki bir fikir adamı imiş gibi söz ve hareketleri her ta­rafta çeşitli tefsir ve izahlara tâbi tutulmakta ve bu hususta yığınla kitap çıkarılmaktadır. Ancak bütün bu neşriyat dikkatle incelenirse kemalist inkılâpların ciddi ve tezadsız bir temel görüşten mahrum bulunduğu kolayca meydana çıkar. Çünkü her şahıs M. Kemal Paşa’nın söz ve hareketlerini kendi kablî rey ve içtihadına göre tefsire tâbi tutmakta ve bu durum bir uçtan diğer bir uca kadar çok büyük farklar ihtiva eden bir­birine zıd anlayışlara vücud vermektedir. Çetin Altan’a göre o bir marksisttir. Celâl Bayar’a göre o sevilmesi, ibâdet telâkki edilecek bir mâbuddur ki (haşa!.) liberalizmi temsil eder. Behçet Kemal’e göre o, sadece taassubun karşısındadır. Fakat Behçet Kemal’in taassub anlayışı İslâm’ın şer’î muh­tevasına mâtuftur. Bazılarına göre o ırkçıdır, bazılarına göre ise, son derece hümanisttir.

Üstad Kadir Mısıroğlu’nun “Mübalâğanın tehlikesi” serlevhalı makalesinin Sebil’deki yeri…

   Misalleri çoğaltmaya lüzum yok­tur. Bu değerlendirmeyi yapan yarı münevverler her biri kendi inanış ve dâvâlarının yürümesi için O’nun askerî otoritesinden istifade maksadıyla M. Kemal’i kendi ictihadlarının adamı ola­rak göstermek gayretindedirler.

   Hakikatte hepsinin nokta-i nazarlarına buldukları istinadgâh doğrudur. Çünkü M. Kemal Paşa safha safha bütün bu görünüşlerden geçmiştir. Bu se­beple O’nun değerlendirilişinde herkes işine gelen bir devreyi nazar-ı itibare almaktadır. Bununla şu netice ortaya çıkmaktadır ki, M. Kemal artık müstakil bir düşünce ve ha­reketi namına değil, birbirine zıd bir çok düşünce ve hareketler adına ciddî bir istismara tâbi kılınmaktadır.

   Bu istismarın günbegün daha şedid bir mübalâğa ile ortaya çıkması bîtaraf vatandaşın vicdanında dehşetli bir nefred ve istikraha sebep olmaktadır. Türk Milletinin inanç ve anlayışlarıyla asla bağdaşmayan mübalâğalı medihler ve zoraki ihtirama tâbi kılınmalar, M. Kemal’in de O’nu kendi emelleri için kullanmak isteyen samimiyetsiz bir kısım yarı münevverlerin de aleyhine bir gelişme kaydetmektedir.

Meşhur bazı eşhasın “M. Kemal methiyeleri”ne Sebil’in 70. sayısının kapağıyla cevap veriyoruz:
DOST DÜŞMAN BİLSİN: MÜSLÜMAN ALDANMAZ!

   Bir kaç gün sonra 10 Kasım. Hastası, sakatı, ihtiyarı ve her türlü müzayaka içindeki insanıyla bütün bir cemiyeti sokak ortasında mecburî ihtirama durdurmanın ve bu ihtiram sebebiyle bütün vatandaşların hürriyetlerini tahdid etmenin hangi hukuk prensibi ile bağdaştığını sormaktan kendimizi alamıyoruz. Nüfus sayımları dolayısıyle vatandaşın evine hap­sedilmesini Anayasa’ya aykırı görenler bu işe ne derler bil­mem!..

   Kısacası M. Kemal’e karşı izhar edilen muhabbet mübalâğanın şiddetinden, samimiyetsizliğin artık kokmaya başlamasından nefrete dönüşmek üzeredir. Dedik ya zıdlar birbirini tamamlayan iki yarım dairedirler!..


Kadir Mısıroğlu, Âşıklar Ölmez!.., Sebil Yayınevi, İstanbul, 1994, s.95-97

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir