İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Okumak Kendi Cümlelerini Aramaktır

Okumakla ilgili etkinliklerde sormayı sevdiğim bir soru var: “Kur’an’da ilk emir nedir, biliyorsunuz, peki son emir nedir, biliyor musunuz?” Çoğu cevap olarak son inen ayetleri hatırlamaya çalışıyor. Bu sorunun kesin bir cevabı var mı, emin değilim. Ama benim bir cevabım var ve o da ilk emir gibi “Oku” emrini muhtevi; İsrâ Suresi 14. Âyet: “Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter.” Okumakla başlayan hayat maceramızın akıbetini, okumakla sonlanacak bir kitabın elimize tutuşturulmasıyla bileceğiz; âyet bize bunu söylüyor. Hayat bu açıdan iki “Oku” arasında geçen bir tahrir işidir. Tahrir yani yazmak… Hepimiz kendi kitabımızı kaleme alan yazarlarız. Okur-yazarlık kavramına bir de buradan bakmak gerekiyor sanırım. 

   Başlayan her yeni gün önümüze bembeyaz bir sahife açıyor. Bizler yaptığımız, ettiğimiz ve eylediğimizle o sayfayı dolduruyoruz. Ne yazıyoruz hayat kitabımızın sayfalarına? Tabii ki okumalarımızın sonucu eriştiğimiz, bulduğumuz ve sahiplendiğimiz cümleleri. O yüzden okumayı ister özel anlamda ister etrafımızdaki âyetleri okumak anlamında alalım, kendi cümlelerini aramak olarak nitelendiriyorum. 

“yazılmış ve başkalarına sunulmuş her kitap ifşa edilmiş bir okuma ganimeti ya da ortaya saçılmış bir tür yolculuk mezadıdır.” 

   Okuyarak bulduğumuz cümleler bir anlamda kendimize ait muradın şifreleridir. Tahrir kelimesinin bir anlamı da hürriyete kavuşturmaktır. Başkalarının kitaplarında, başka anlam örgüleri içerisine hapsolmuş cümlelerimizi arar, bulur ve kendi özgünlük ve özgürlüğümüzün delilleri haline getiririz. Doğrusu bu kolay bir şey değildir. Muhatap olduğumuz her kitap yazarının kendine ait anlam dünyası farklıdır. Bu dünyada bir binanın taşları gibi örülmüş cümlelerin bizim olduğunu kim söylemiş ki? Ne gam; yazılmış ve başkalarına sunulmuş her kitap ifşa edilmiş bir okuma ganimeti ya da ortaya saçılmış bir tür yolculuk mezadıdır. Bu sergilenenden herkesin kendine akraba bir şey bulması, alması mümkündür, yeter ki arz doğru zamanda, doğru taleple buluşsun. 

“kitap okumak için liste isteyenlere böyle bir liste veremeyeceğimi, herkesin listesini kendisinin oluşturacağını, liste arayışıyla doğru bir yerden başlamadıklarını söylerim.” 

   Okumak, sahibinin elinden kurtulup ortaya düşmüş cümleleri sahiplenmek, sahiplendiğimiz cümleleri kendi hayat kitabımızın satırları haline getirmektir. Kitabımızın satırlarına dercettiğimiz cümleler yaşamakla eş zamanlı belirdiğinde bu güzel bir telif işi olmaktan öte yüzümüzde ışıltı olarak da belirir. Işıltı bize hastır, çünkü muradımızın hasadıdır. Okuduğumuz her kitapta aradığımız o hasat, yani kendi kitabımızın cümleleridir. Kendi cümlelerimizi bulduğumuz kitaplarla kendimiz kadar özgün, biricik ve orijinal bir liste oluştururuz. O yüzden kitap okumak için liste isteyenlere böyle bir liste veremeyeceğimi, herkesin listesini kendisinin oluşturacağını, liste arayışıyla doğru bir yerden başlamadıklarını söylerim. 

İlk Kitap Esaslı Olmalı 

   Doğru yer neresidir? Doğru yer ilk kitabın adını doğru belirlemektir, ilk kitap esaslı olursa sonrakiler çorap söküğü gibi gelir. İlk kitabın satır aralarında fısıldadıkları ile herkes kendi listesini kendisi yapar. Herkesin listesi kendisi kadar farklıdır. Listemizi okuma denen o adam olma sürecimizle eş zamanlı giden yolculukta oluştururken aslında bilinmeyene doğru yolculuk yaparız. Yolculukta kimse ne ile karşılaşacağını bilmez. Yolculuğu biraz da heyecanlı kılan budur. O yüzden yola düşenin alması gereken ilk azık niyettir. Okumaya liste ile başlanmaz, niyet ile başlanır. Liste kendiliğinden zaten oluşacaktır, yeter ki niyet düzgün olsun. 

   Niyet okuma yolculuğuna çekilen besmeledir. Niye okuyorsun sorusu herkesin kendisine yolculuk boyunca sürekli sorması gereken bir sorudur. Beni, bu dünyada niye bulunduğuma, bu kadar insan içerisinde neden +1 olarak yaratıldığıma dair o zor soru ile bir şekilde irtibat kurdurmayan her okuma faydadan hâlî okumadır. Okumak öyle böyle değil, tehlikeli bir fiildir. Adamı ya artı sonsuza ya da eksi sonsuza doğru bir yolculuğa iter ve zamanla da dönüştürür. Velev ki yarım saat bile olsa girdiğin gibi çıkamadığın bir fiilde fayda bahsi bu yüzden atlanmaması gereken bir ehemmiyet arz eder. Nasıl birisi olmaya niyetleniyoruz? Bu sürekli akılda tutulursa okuma da kendiliğinden bir kalite çıtasına kavuşur, çünkü sahih niyet her kitabı kaldırmaz. 

   Niyetini bu şekilde tashih eyleyenin önüne, muradına uygun kitaplar muhakkak çıkar. Çünkü muradını kovalayan ne aradığını ve niye aradığını hiçbir zaman unutmaz. Her kitap onun niyet adlı mihenk taşından “okunabilir” onayı almak zorunda kalır. Bu da muhatap olunan kitabı “seçkin” kılar. Seçkin kitaplar, bize kendisi gibi seçkin kitapları işaret eder. Her seçkin kitap, kendisinden sonra sırası gelen kitabı duymasını bilen kulağa fısıldar. Böylece seçkin bir kitaplık ya da kendi özel listemizi oluştururuz. 

“okumak derdine düşenin liste araması gereksizdir. O, önce niyetine, sonra ilk kitaba yoğunlaşsın.” 

   Seçerek oluşturduğumuz kitaplar ancak bizim kadar seçkin, ancak bizim kadar özgün kitaplardır. Bu kitaplarda, şu dünyada farklı gönüllere, farklı zihinlere ve farklı yerlere dağılmış “bizim cümlelerimiz” bulunur. Parçalara ayrılmış bir yapbozun tekrar bir araya gelmesi gibi oralardaki cümlelerimizi çeker alırız. O cümleler bize hakkımızdaki muradımızı izah eden cümlelerdir. İçinde bize ait cümlesi olan kitaplar aşina kitaplardır. Aşina kitaplar, dünyadaki gurbet sıkıntımızı, sıla özlemini, sohbeti ve kokusu ile azaltan kitaplardır. Ya aşina olmayan kitaplar? Onlarla buluşsak da kaderimize ve muradımıza dair müşterek bir şeyler bulamaz, dolayısıyla bir müştereklik tecrübe edemeyiz. 

   Aşina kitaplar, seçkin, doğru ve kendisi j ile yol alınan kitaplardır. Onlarla geçen vakitlerimiz kaliteli vakitlerdir. Çok okumak değil kaliteli okumak amaçtır. Kaliteli okumak az ya da çok, her hâl ve kârda bizi ayağa kaldıran, harekete geçiren ve ataletten kurtaran okumadır. Hayatla ve hayatta bulmamız gereken sırla alaka kurduran, verimli okumalar kalitelidir. Kaliteli okumalarda, içimizi yerinde duramaz hale getiren satırlarla buluşuruz. Böyle satırları bulmak nasip işidir. Bulup anlamak da öyledir, anlayıp gereği ile amel etmek de. 

   Tekrar edelim, okumak derdine düşenin liste araması gereksizdir. O, önce niyetine, sonra ilk kitaba yoğunlaşsın. Okumak, kendi yolunu açan bir süreçtir. Her kitap, duyan kulağa kendisinden bir sonrakileri fısıldar. Sonrakiler, bize ait murat ile ilişkili bir liste anlamına gelir. Bu anlamda herkesin kendisi kadar özgün bir kitap listesi vardır. Kendi kitap listesini oluşturmaya başlayan ve niyetini her okumada tashih eden birisi kendine ait özgün yolda yürümeye başlamış demektir. Varılacak yerin ışıltısının artık böyle bir yolcunun suret ve siretinde görülmeye başlayacağını umabiliriz. O artık sıla hasreti çekilen bu gurbet diyarında kendisine aşinayı bulmuş bir bahtiyardır. 


Mehmet Lülfi Arslan, Okur, S.2, s.14-15; 1972 yılında Vezirköprü'de doğdu. Marmara Üniversitesi, İngilizce İşletme bölümünü bitirdi. İktisat Tarihi kürsüsünde doktora yaptı. ABD’de de 2000-2002 yılları arasında yüksek lisans yaptı 2011’de doçent unvanını aldı. Genç Dergisi’nin ve Okur Dergisi’nin öncüsüdür. Uluslararası Genç Derneği’nin kurucu başkanıdır. Halen her iki derginin de danışmanlığını yapmaktadır. Medeniyet Üniversitesi’nde  genel sekreterdir. Dert kelimesini çok önemsemekte, gençlik faaliyetleri kendisini heyecanlandırmaktadır. Derinlikli okumalara vurgu yapar. Evli ve üç çocuk babasıdır. 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir