İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

OSMANLI ESNAFI

Osmanlı esnafı, prensiplerini kendileri vaz’ eden ve büyük ekseriyetle bunlara riâyeti vazife sayan kimselerden meydana gelmiştir. Şer’iyye sicillerinde mevcud kayıtlar, bunun en iyi delilidir. Kethüda seçiminden, malın kalitesi ve fiatının kontrolüne kadar esnaf birbirini devamlı kontrol altında bulundurmuş; devlet karşısındaki mesuliyetlerini de unutmamıştır. İstanbul’da olsun, taşra şehirlerinde olsun durum aynıdır. Osmanlı esnafının patent hakkına saygı gösterdiğini, bir ustanın icadı olan bir malın îmâlini, o ustaya bıraktıklarını da yine sicil kayıtlarından öğreniyoruz. Esnafın otokontrol müessesesi sadece kalite ve fiat konularına da münhasır kalmamaktadır. Dedikodu yapan, esnaf arasına nifak sokanlar, Ahilik prensiplerine uyularak, 18. yüzyılda bile, loncadan ihraç edilirdi.

   Osmanlı esnafında lonca içi kontrol bu kadarla da kalmıyordu. Suistimâli görülen idarecilerin işten el çekmeleri için gerekli tedbirler de alınıyordu. Özellikle bir kethüda veya yiğitbaşının, teşkilâtın diğer üyelerinin zararına olarak bir şahıs veya bir grubu kayırmasına göz yumulmuyordu.

Eskiye değil; iyiye, doğruya, güzele özlem

   Ahlâk ve teşkilât kaidelerinin çiğnenmesi, bugün olduğu gibi Osmanlı esnafı arasında da zaman zaman rastlanan olaylardandı. Ancak sanırım ki, Osmanlı esnafı, günümüz esnafına nazaran, fütüvvet ve ahilik yoluyla gelen, aslında esnaf olsun, başka bir meslek mensubu olsun, her insanın sahip olması gereken kaidelere daha sıkı bağlıydılar ve en mühimi otokontrol müessesesini iyi işletiyorlardı. Günümüz esnafı da bu prensipleri benimserlerse, geleceğin Türkiye’si herhalde bugünkünden çok daha mükemmel bir ülke olacaktır. Bu bazı kimselerin dedikleri gibi “eskiye özlem” değil, “iyiye doğruya, güzele özlem”dir.

Burhan Bozgeyik, Mülâkatlar, İstanbul: Bedir Yayınevi, 1997, s.55-56

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir