İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ÖZLEDİĞİM ÂLEM

Bir âlem özlüyorum: Asr-ı Saadet gibi, ebedî faziletlerin, kavî imanların, temiz vicdanların hüküm sürdüğü bir âlem!

Bir âlem özlüyorum: Asr-ı Saadet gibi, ebedî faziletlerin, kavî imanların, temiz vicdanların hüküm sürdüğü bir âlem! Bu âlemin sâkinleri, kelimenin tam ve hakîkî mânâsıyle insan olsun. İçleri huzur, dışları nur ile dolsun!.. Geceden başka karanlık, gök gürlemesinden başka gürültü görmesinler, duymasınlar… Bir âlem özlüyorum ki: Orada kadınlar, dıştan kızarmasın, boyanmasınlar. Yüzlerine bakınca kızlık ve gerçek kadınlığın kendine has, o güzel edepli utancıyla içten kızarsınlar. Kadın sokakta yırtık yırtık dolaşmasın, erkeklere dalaşmasın. Özlediğim âlemde kadın, sözde inkılâpçıların, sokakta kafeslemek için kafes arkasından kurtardıkları kadın, hayvanî ihtirasların dindirildiği bir zevk âleti haline, piyasanın en bol, en ucuz metaı haline getirilmesin. Dâirelerde kadın, zânî bakışların, şehevî akışların istilâsına uğramasın. Kadın evinin dâiresinden çıkmasın. Yuvasının aşığı, evinin ışığı olsun. “Cennet anaların ayakları altındadır” sözünün sırrına erişsin; ana olsun.

   Bir âlem özlüyorum ki: Orada erkekler, evinden başka hâne bilmesin. Aileyi bir gaile, çocuklarını çekilmez bir dert gibi görmesin, bu hale getirmesin. “Evlat kokusu cennet kokusudur” hadîsi ile duygulansın. İçi cennet, dışı cennet olsun; cinnet olmasın. Erkek kendi karısından başka kadın, kadın kendi kocasından başka erkek tanımasın, sevmesin. Ailenin reisi olan erkek, ayarlı kararlı, kavî, metin, vakarlı, çalışkan olsun. Yuvanın kurucusu kadın, temiz, cefâkâr, vefâkâr, sabırlı, saygılı, sevgili olsun.

   Bir alem özlüyorum ki: Orada gençler, orada delikanlılar, deli denizler gibi, dalgalanıp coşanlar, mukaddes bir davanın peşinden koşanlar olsunlar. Âlemlerin Rabbi’ne inansınlar. Küçük dalgaları, dalga geçmeyi, kaldırım sevdasını bıraksınlar. Îmân denizlerinin büyük dalgalarında, sonsuzlukta kaybolsunlar; var olsunlar. Büyük davalarla davalansın, ulvî sevdalarla sevdalansınlar. Orada gençler, orada gençlik îmândan kaleler gibi, canlı hisarlar gibi, dipdiri dursunlar. Bu kaleyi, bu hisarı hiçbir kuvvet aşamasın. Onların temiz kalplerinde Allah-Millet-Vatan sevgisinden başka sevgi yaşamasın.

   Bet beniz sararmış, gözlerin altı morarmış, sarsak, çarpık, titrek, başlamadan bitmiş, bitmeden tükenmiş gençler… Ağızları rakı, ayakları ter, donları pislik kokan gençler: böyle gençler yok bizim âlemimizde!..

Son devrimizin en büyük İslâm kahramanlarından… Osman Yüksel Serdengeçti

   Görüyorum ki, korkunç bir yıkım olmuş!.. Cemaatlar dağıtılmış, mâbetler kapatılmış, ulu ve ulvî bütün kanaat sahipleri katliam edilmiş, bin yıllık mukaddesat çiğnenmiş!.. Allah’a giden bütün yollar, şer kuvvetler, kötü niyetler tarafından tutulmuş. Îmân cephelerinin sesi susturulmuş, gençlik korkunç bir boşluğa atılmış!.. Kimi kahvelerde zamanını öldürüyor, kimi hayatı rakı şişesinde görüyor, meyhanelerde varlığını kadeh kadeh içip, kendinden geçip tüketiyor, kimi sinema ve tiyatroya düşkün!.. Kiminin aklı ayakta. Ayak takımlarında yer almış. Heyecanı, kanaati bir topun arkasında yuvarlanıyor, bir ağa takılıyor… Böyle bir gençlik yok benim özlediğim âlemde…

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: Bu âlemde analar “kocakarı”, babalar “moruk”, çocuklar “zamane” olmasınlar. Nesiller birbirini tanısın, anlasın, sevsin, saysınlar…

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: Orada idârecilik, müdaracılık halinden çıksın. Memur âmirine, ast üstüne bir köle, bir uşak gibi değil, vazife aşkıyla, iç nizâmiyle, kalpten, gönülden bağlansın. Âmirler, üstler hükmetmesin. Sadece Allah’ın, vicdanın kanunun hükmünü yerine getirsinler. Zira gerçek hüküm O’nundur. Gerçek büyük O’dur. Herkes, bütün insanlar, kendilerini aşan, kendilerinden üstün hâkim, kaadir, her yerde, her zaman hâzır nâzır olan, Rahman ve Rahim Allah’ın varlığını kabûl etsin! Dâima her yerde ve her şeyde onu görsün, onu bilsin… Bütün başlar sadece O’nun huzurunda eğilsin! İşte biz, böyle bir âlem istiyoruz. Memurlar, âmirler, asliyetlerini, maaşı aslilerine göre ayarlamasınlar. Hiç kimse aslını saklamasın. Bir santim yükselmek için, bir metre eğilen başlar, baş olmaktan çıksın. Baş, yerini ayağa terk etmesin. Söz ayağa düşmesin dalkavukluğa, riyâya, insanları putlaştırmaya giden bütün yollar kapansın. İsimlerden, resimlerden, şekillerden elhazer… Özlediğim âlem böyle bir âlem!

Üstad Kadir Mısıroğlu’nun tarifiyle: Dervişâne bir hayat yaşamış, nefsine cimri, gayra cömert bir şahsiyet. Bir Horasan dervişi Osman Yüksel Serdengeçti merhûm…

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: Orada siyâsî partiler patırtı yapmasın. Birbirlerine çamur atmasın. Birbirlerinin hızını kesmesin. Birbirlerine küsmesin. Birbirlerini desteklesinler, kösteklemesinler. Seçimlerde, “Sen asilsin, sen büyüksün, sana inanıyoruz, sana güveniyoruz, sen ne istersen onu yapacağız!” gibi sözlerle milleti çileden çıkarıp hileye sapılmasın, oy avcılığı yapılmasın…


   Öyle bir âlem istiyorum ki: Orada adalet, orada demokrasi, Hz. Ömer’de tecelli ettiği gibi etsin. Kanunlar az fakat öz olsun. Yabancı memleketlerden roman terceme edilir gibi edilmesin. Yabancı ve yalancı yollardan gidilmesin. Halkın dîninden, halkın vicdânından, halkın içinden çıksın. Kanunlar hak nizâmına uygun olsun. Mahkemelerden “Bugün git yarın gel” levhası kalksın.

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: Orada serveti hiç kimse, hiçbir vesile ile şerre âlet edemesin. Paraya ve paralıya tanınan sonsuz imtiyaz kaldırılsın. Herkes alnının terini, elinin emeğini yesin. Sefahat ve sefalet yan yana yürümesin. Kimse mala, mülke ebedî imiş gibi sarılmasın. Onu Allah’ın bir nimeti, emaneti bilsin ve o yolda sarf etsin…

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: Orada insanlar fânî olduklarını bilsinler. Yolcular gibi olsunlar. Her türlü kötü ihtirası bıraksınlar. “Mal sâhibi, mülk sâhibi, hani bunun ilk sâhibi) hakîkatini anlasınlar. Her şeyin ilkini ve sonunu düşünsünler…

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: Orada maarif, orada mektepler, terbiye ve telkin müesseseleri cemiyete insan yetiştirsinler. Diplomalı, vesikalı cahiller değil. Hocalar gerçek mürşit, talebeler gerçek mürit olsunlar. “Beşikten mezara kadar ilim”, “Bana bir kelime öğretenin ben kırk yıl kölesi olurum” sözlerinin kudsiyetini takdir etsinler.

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: Orada âlimler zâlimlerle birleşmesin. Âlimler bilgilerini kötü yolda kullanmasınlar. Politikacıların, paracıların, istifçilerin kirli maksatlarına hizmet etmesinler. Âlimler hakîkate, sanatkârlar güzele, kanunlar Hakk’a sadık kalsınlar.

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: Orada sudan, ayrandan başka bir şey içilmesin. Kafa çekilmesin, esrar çekilmesin, bıçak çekilmesin, kılıç çekilmesin, nutuk çekilmesin!..

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: Orada neşriyat, matbuat, orada kitap, orada hitap, Hakk’a hakîkata uysun. Fertler değil dertler konuşsun, korkak, alçak politikacılar değil, mertler konuşsun. Yazılanlar, neşredilenler milletin alın yazısı, yürek sızısı olsun!.. Ağızlar ceplere bağlı olmasın! Cepler açılınca açılmasın: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hadîsinin yükü altında kimse kalmasın. Yazanlar, basanlar, yayanlar, şeytan değil insan olsunlar. Kâr hırsı, şöhret hırsı, politika hırsıyla hareket etmesinler. Aşağılık duyguları gıcıklayıp, mideleri karıştırmasınlar. Hakk’a, halka dayansınlar. Baldır-bacak ticareti yapmasın, iki yüzlü paraya tapmasınlar. Ruha, kalbe, akla hitap etsinler…

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: Orada insanlar topraktan ayrılmasınlar. Küçük, temiz, mütevâzı evlerde barınsınlar. Beton ve çelik kesâfetinden, bina ve zina medeniyetinden kurtulsunlar. Yiyecekleri sade, giyecekleri sâde olsun. Teferruat, merasim ve câlî hareketlerle insan tabiatını bozmasınlar. Her şey kendiliğinden gelsin, her şey kendiliğinden olsun…

   Öyle bir âlem özlüyorum ki: O âlemde milletler, devletler, gökteki yıldızlar gibi kendi mahreklerinde seyretsinler. Çatışmasın, çarpışmasın, dövüşmesinler. Ayrı ayrı milletler, renk renk ırklar, tıpkı güneşin zıyâları gibi, bir mihver, bir aşk, bir hakîkat etrafında, Hâlik’ın etrafında kendinden geçersine dönsünler… (Newton çarkı gibi.) Renkler, ırklar, milletler kaynaşsın, devletler anlaşsınlar. Bir Allah, bir âlem ve bütün insanlar… Büyük âhenk, büyük dîn, büyük nizâm!..

   Özlediğim âlem budur.


Osman Yüksel Serdengeçti, Mâbetsiz Şehir, İstanbul: Türk Edebiyatı Vakfı, 1994, s.175-181

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir