İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

RUHUN SERENCÂMI

   Ruh, ezelde kendisinden kopup geldiği, mutlak varlığa müştaktır. Fizik kanunlarına benzer bir tahassürle, beden kafesini kırıp geldiği ve müştak olduğu yere dönmek ister. Bunu sağlayıncaya kadar, bir nevî hapis hayatı ve onun getirdiği sıkıntılar içinde yaşar. Bu sıkıntıları izâle eden yegâne çâre, beşerin Rabb’e taabbüdle yaklaşmasıdır. Bu yapılmadığı takdirde, bütün hayâtî tezahürlere şuuraltını doldurmuş bir sıkıntının tezâhürleri hâkim olur.

   Hakikaten, Rabb’i gerçeği gibi kavramaktan uzaklaşan Batı insanını, daracık elbiselerinden, kalb radyografisini gösteren çizgilere benzer yazısına, kaktüs dikenini andıran kilise mîmârisine ve ânî iniş ve çıkışlarla dolu mûsikisine kadar, bütün eser ve davranışları, ruha sükûnet bahşeden büyük bir tatminkârlıktan mahrûmiyetin tezâhürleriyle doludur. Müslümanların geniş elbiseleri, kavislerin hâkim olduğu yazıları, perde perde inip perde perde çıkan mûsikileri ilh. bütün eser ve hayâtî faaliyetleri, hep ruhlarının sükûn ve huzurunu remz ve ifâde eder… Çünkü Müslüman’ın ruhu, müştak olduğu Rabb’e itaatin saâdet ve selâmetine sahiptir. Yaradılışından itibaren, sadece bedenin zinâ fiilini irtikâp ettiği ânda, Rab’den gafil olan ruh, bunun dışında dâima ezelî mâşukuna meyyâl ve O’nu müdriktir.

Kadir Mısıroğlu, İslâmcı Gençliğin El Kitabı, İstanbul: Sebil Yayınevi, 2009, s.135. sayfadan iktibas edilmiş olup, başlık tarafımızca eklenmiştir.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir