İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

SAHTE BİR FEMİNİZM

İslâm, kadını, aşırı “bedenî yorgunluklardan” korur. Çünkü, İslâm kadını, “ailenin geçiminden” sorumlu tutmamıştır; kimsenin, kadını, hele hamile bir kadını, zorla çalıştıramıyacağını ve asla zor işlere koşamayacağını kesin olarak belirtmiştir. İslâm’da “evin geçiminden” erkek sorumlu tutulmuştur. İleride bu konu, genişte ele alınacaktır. Öte yandan İslâm, bütün kadınları, hele bu, bir ana veya ana olmaya namzet bir kadın ise, mutlaka devlet himayesine alır; şayet muhtaç ise onu beslemesi ve sağlığı ile hususî bir biçimde ilgilenir. Bunun için müesseseler kurar. Nitekim, Hazreti Ömer devrinde, “emzikli kadınlara” Beyt’ül-mâl’den (devlet bütçesinden) içmeleri ve iyi beslenmiş nesiller yetiştirmeleri için, günlük süt tahsis edilmiş ve vatan sathında ısrarla takib edilmişti.

   Şanlı Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, bütün kadınlara ve bilhassa hâmile kadınlara, iyi bakılmasını, onların iyi beslenmelerini ve korunmalarını, çocuğun gelişimi ile ananın beslenmesi arasında sıkı bir münasebet bulunduğunu belirtmişlerdir. “Hâmile kadınların bol bol ayva yemelerini, böyle yapanların güzel çocukları olacağını” emir buyuran Şanlı Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, erkekler için en hayırlı iyiliğin, bizzat “kendi çoluk çocuğunu beslemek hususunda gösterilecek cömertlikte” bulunduğunu da emretmişlerdir. Zaten, bilindiği gibi, İslâm’da “Beyt’ül-mâl” tamamen fakir ve fukaraya tahsis edilmiştir.

   İslâm’da, ailenin temelini teşkil eden karı ve kocanın birbirlerine sevgi ve saygı bağı güçlü olmalıdır. Esasen, yüce Allah, kadın ve erkek arasına bir “gönül bağı” ve “bir diğerine ısınma” temayülü koymuş bulunmaktadır. İslâm’da “kadın” ve “erkek”, birbirine düşman olan, yahut birbiriyle didişen ve yarışan zıtlar halinde değildir. Aksine, onlar birbirlerini tamamlayan ve birbirine muhtaç iki cins halindedirler. Nitekim, yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Sizi, bir candan (Âdem’den) yaratan, bundan da gönlü, kendisine yatıp ısınsın diye eşini yaratan O’dur.” (Bkz. El-A’raf Sûresi, Âyet:189)

   Bugün sahte bir “feminizm” (kadın hakları savunuculuğu) adına ortaya çıkıp bu maske altında cinsler arasına fitne sokmaya, cinsler arasında düşmanlık duyguları uyandırmaya, cinsleri mânâsız bir rekabete iterek aile müessesesini temelinden sarsmaya çalışan kişilerin şayet bir ard niyetleri yoksa, akıl ve ruh sağlıklarından şüphe edilmelidir.

   İslâm ailesinde doğan çocuklar, herşeyden önce, orada sevgi ve saygı bağı üzerine kurulmuş bir huzur ve sükûn vasatı bulmalıdırlar. Böyle bir vasat, çocukların beden ve ruh sağlığı için mükemmel birer mekân durumunda olacaklardır.

   Ailede zaman zaman bazı problemler doğabilir, karı ve koca arasında, şu veya bu ölçüde tartışma çıkabilir. Ancak, bilinmelidir ki bunun genç nesiller üzerinde yıkıcı tesirleri olabilir. Bu sebepten, çocuklar önünde tartışmak asla doğru değildir.

   İslâm, kocalarına karşı, “itaatlâr kadınlar” eş ve çocuklarına karşı “müşfik ve merhametli” babalar ister.


Seyyid Ahmed Arvasî, İlm-i Hâl, Burak Yayınevi, 1999, s.65-66 ve 93-94.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir