İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

SELÂM, MERHABÂ

Selâm, Merhabâ1

   Osmanlılarda eskiden kalma bir adet vardır:

  Yolda bir bildiğe rast gelindiği veya birinin yanına, bir meclise, bir cemaate girildiği zaman el göğüs üzerine konulub “selâmun aleyküm”, yahud “merhaba” denilir. Selâmı veya merhabayı alan kimse de karşılık olarak “ve aleyküm selam” yahud “merhaba” der. Uhuvvet-i İslâmiyenin Osmanlılar nezdinde kadimden beri haiz olduğu ehemmiyet en bahir delailindendir ki hala, yani ahlâkımızın fesada vardığı şu zamanda bile bazen ve hele yolculuk edenlerde daima görüldüğü üzere selamlaşmak âdeti yalnız ma’rife ve münasebetleri bulunanlarca değil, birbirini asla tanımayanlarca dahi mer’idir.

   Yolda selâm alıb vermek yahud merhaba demek bir kaideye tabiidir:

  Rast gelenler ahbab, efran iseler kimin evvel selâm vermesi, yahud merhaba demesi lazım geleceğine bakılmaz. Ama ahbab veya akraba olmayıb da aralarında -sûrî ve manevî- büyüklük küçüklük gibi bir nisbet, ya’ni senece, mertebece bir fark bulunduğu takdirde selâmı ibtida büyük verir. Küçük ise selâmı kemâl-i tazim ve ihtiram ile alır. Bazen büyük geçinceye kadar durur. Çocuklar dahi kendilerinden büyük olanlar hakkında böyle yaparlarsa da amca, dayı, büyük birader gibi en yakın akrabasından bulunan erkeklerle hocalarının ellerini öperler.



[1] F. Reşâd, Nevsâl-i Osmânî, 1327, s. 177

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir