İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ŞİİR

Yüzün meh-i ‘îd ü ser-i zülfün şeb-i Esrâ / Gamzen yed-i Mûsâ leb-i lâ‘lün dem-i ‘Îsâ

Bu hüsn-i Hudâyî ki Hudâ sana virüpdür / Mânî-i cihân yazmadı tasvîrüne hem-tâ 

Alnun kamerine yüzün ayına müşâbih / Bunca göz ile görmedi bu çarh-ı muallâ

Şol câm ki nûş eylemişem bezm-i gamunda / Bir sâde habâbıdur anun künbed-i hadrâ

‘Avnî seni medh eyledi çün tarz-ı gazelde / Matla‘ dedi yüzüne vü ağzuna mu‘ammâ

İlâhî Aşk, Prof. Dr. Faruk Taşkale

   1 (Ey sevgili,) senin yüzün bayram hilali, saçların ise İsra gecesidir… Edalı bakışın Hz. Musa’nın mucizevî eli; lâl dudakların ise Hz. İsa’nın (hayat veren) kutlu nefesidir.

   Avnî’nin Hz. Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem- övgüsünde kaleme aldığı anlaşılan bu ilk gazelinde, O’nun yüzü -sallallâhu aleyhi ve sellem- yüzünün parlaklığı ve Hz. Muhammed’in -sallallâhu aleyhi ve sellem- getirdiği dinin insanlık için bayram misali kutlu ve mesut bir dönemin başlangıcı sayılması gibi sebeplerle hilale benzetilmiştir. Bilindiği gibi, her türlü zevklerden ve lezzetlerden uzak durma ayı olan Ramazan’ın bitişi ve artık yiyip içme ve nimetlerden istifade etmenin zamanı olan bayramın gelişi, gökyüzünde hilalin görünüşü ile başlamaktadır. Beyitte Hz. Muhammed’in -sallallâhu aleyhi ve sellem- saçları, siyahlığı ve uzunluğu sebebi ile -içinde Miraç mucizesinin meydana geldiği- İsra gecesine teşbih edilmiştir.

Sultan’ın dîvânı

   Şaire göre Hz. Muhammed’in -sallallâhu aleyhi ve sellem- edalı ve hışımlı yan bakışı (gamzesi), Hz. Musa’nın düşmanları şaşkınlığa ve çaresizliğe düşüren mucizevî beyaz eli (yed-i beyza) gibi, inananlarına huzur, düşmanlarına ise tedirginlik vermekte; lâl misali kıymetli dudakları da Hz. İsa’nın ölüleri dirilten, hastaları şifaya kavuşturan mucizevî dudaklarına benzer bir şekilde, insanlara hayat vermektedir. Gamze (edalı ve hışımlı yan bakış) ile Hz. Musa’nın eli arasında kurulan ilişkinin bir sebebi de Hz. Musa’nın, yumruğu ile bir kıptiyi öldürmesi hadisesidir. Sevgilinin (Hz. Muhammed’in -sallallâhu aleyhi ve sellem-) gamzesinin kahredici etkisi, tıpkı Hz. Musa’nın kıptiyi bir yumruk darbesi ile öldürdüğü gibi, düşmanlarını mağlûp etmiş ve onları yere sermiştir. Avnî Dîvânı’nda bulunan şu iki beyit de aynı hadiseye telmihte bulunacak şekilde kaleme alınmışlardır.

Gamzesi öldürdügine lebleri cân virür

Var ise ol rûh-bahşun dîn-i İsâ râhıdur

Mûsâ-yı müjen olursa cânuma kâtil

Kâfir olayın olur isem ‘Îsîye kâil

   Metinde ayrıca dudakların benzetileni olarak “dem- Îsâ” tamlaması geçmektedir. Buradaki “dem”in “nefes” dışındaki bir anlamı da “kan”dır. Kelimenin bu anlamı ile “dem-i Îsâ” terkibi, “Hz. İsa’nın kanı” anlamına gelmektedir. Bu ise şarabı hatırlatır. Çünkü hıristiyanlıkta şarap, Hz. İsa’nın kanı olarak kabul edilir. Böylelikle dudağın kırmızı rengi ile şarap arasında iham-ı tenasüp çerçevesi içerisinde benzerlik ilişkisi kurulmuştur. Şarabın tasavvufî mecazlar sistemi içerisindeki anlamı ise aşktır.

   2 (Ey sevgili,) bu ilahi güzelliği Allah (yalnız) sana vermiştir. Bu dünya Mani’si (bugüne kadar) senin tasvirine benzer bir resim çizememiştir.

   Mânî, Mani dininin kurucusu kabul edilen Çinli meşhur minyatüristin adıdır. Onun kutsal ve büyülü minyatürlerle dolu Erjeng veya Erteng adlı kitabının kendisine vahiy edildiğine inanılır. Beyitte, dünya (cihan) Mânî’ye benzetilmiştir. Şair, sevgilinin (Hz. Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-) yüzünün ilahi güzelliğinin dünyada bir eşine daha rastlanmadığını anlatmak istiyor.

   3 (Ey sevgili,) bu yüksek gök kubbe onca gözü ile (yeryüzünü gözetlediği hâlde) senin alnın gibi parlak ışıklı bir gece; yüzün gibi güzel bir dolunay görmemiştir.

Yüzün üst kısmını teşkil eden alın, beyazlığı ve aydınlığı sebebi ile ay ışığına teşbih edilmiş; yüz de, mehtabın aydınlattığı bu ışıklı gecede parlayan dolunaya benzetilmiştir. Metinde geçen “kamer” sözcüğünün anlamlarından birisi de “ay ışığı”dır. Kelime beyitte bu manada kullanılmıştır.

   Dîvân şiirinde, mehtaplı gecede parıldayan dolunayın görünümü ile ilgili dikkatlere sıkça rastlanmaktadır. Bunun bir örneği Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk adlı mesnevisinin 1667. beytindedir. Şeyh Galib, bu beyitte kadehin içerisindeki şarabı tasvir ederken, ay ışığın[ın] doldurduğu gökyüzünde parıldayan dolunay benzetmesi yapmaktadır:

Mehtâbda meh meh içre mehtâb

Mey şişede şîşe meyde gark-âb

   Şarap, kadehin içinde; kadeh ise şarabın içerisinde gark olmuş (batmış, kaybolmuş durumda)… (Tıpkı) mehtaplı bir gecedeki dolunay veya halenin ortasındaki ay gibi…

Avnî bu beyitte yıldızları da gökyüzünün gözleri gibi düşünmüştür. Beyit dikkatli bir şekilde incelendiği takdirde görülecektir ki; bu tabloda, yüzü çepeçevre kuşatan siyah saçlar da geceyi temsil etmektedir.

   4 Ben senin (ayrılığının) gam meclisinde öyle bir şarap içtim ki, şu gök kubbe o şarabın üzerinde oluşmuş (küçük) bir hava kabarcığı gibi (değersiz) kalır.

Şair, sevgili olarak tanımladığı Hz. Muhammed’den -sallallâhu aleyhi ve sellem- ayrı yaşanan dünya hayatını bir gam meclisine; ona karşı duyduğu aşk ve arzuyu şaraba benzetmekte ve dünya hayatına ait lezzetlerin bu aşk ve arzu yanında hava kabarcığı kadar değersiz, gelip geçici olduğunu vurgulamaktadır.

   5 (Ey sevgili,) Avnî yazdığı bu gazelde seni övdü ve yüzün için “matla” dedi; dudakların için ise “muamma” tabirini kullandı.

   “Matla’ ”, (bir şeyin) tulû ettiği, doğduğu yer demektir. Güneş, ay ve diğer yıldızların doğuşuna da “matla’ ” denilmektedir. Ayrıca kaside veya gazelin kafiyeli olan ilk beytine de “matla ‘ “ adı verilmektedir. Matla’ tasavvufî bir ıstılah olarak “Hakk’ın tecellisinin doğduğu yer” anlamına gelmektedir.1 “Muamma” ise, manzum bilmecedir. Şair, Hz. Muhammed’in -sallallâhu aleyhi ve sellem- yüzü için -güzelliği ve parlaklığı yönü ile- güneşin veya ayın doğuşu benzetmesi yaparak, bütün güzellik ve hakikat ışığının O’ndan (O’nun yüzünün ufkundan) doğduğu gerçeğini vurgulamakta; ağzını ise -nice gaybî sırların ve ilahi gerçeklerin kaynağı olması yönü ile- muamma olarak tanımlamaktadır.


Fâtih Sultan Mehmed Dîvânı ve Şerhi, Hazırlayan Muhammet Nur Doğan, İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 2014, s.90-94
[1] Agâh Sırrı Levend, Dîvân Edebiyatı, s.48

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir