İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

SÖMÜRGECİLİK KARŞISINDA TARİKATLAR -AFRİKA-

Tarikat kurumlarının, İslâm tarihi boyunca Müslümanlar üzerinde icra ettiği dinî, siyasî, ahlâkî, sosyokültürel ve hatta iktisadî etkiler bilinen bir ger­çektir. Afrika kıtasının İslâmlaşma etkenleri arasında ticareti, evliliği, dinî tö­renleri ve azatlı kölelerin dine hizmetlerini saymakla beraber bu konudaki en büyük işlevi bilhassa kırsal kesimde tarikatlar ve zaviyeler görmüştü. Çünkü oralarda “zaviye” demek mektep, yetimhane, darülaceze, yardımlaşma, şefkat merkezi ve hastane demekti. Herkesin dinî, siyasî ve toplumsal müracaat nok­tası zaviyeydi.2 Bu gerçek, Müslüman Afrika toplumu için çok daha belirgin bir şekilde kendini gösterir. Özellikle misyonerlik çalışmalarına karşı, merkezî otoritenin zayıflığı ve buhranın kol gezdiği bir dönem olan 19. yüzyıl Afrikası için kendine özgü çözüm yolları önermesi açısından bu tarikatlar önemlidir. Ayrıca günümüzde de Afrika’nın birçok yöresinde ve dünyanın geri kalmış benzeri bölgelerinde, halka uygar olmakla Batılı olmak ve dolayısıyla Hıristi­yan olmanın aynı şey olduğu mesajı, bu bölgelerde faaliyet gösteren misyoner­ler aracılığıyla verilmekteydi.3

   Afrika kıtasındaki 14. yüzyıl sonrası İslâm’a genel olarak bakacak olursak ne Arap ne de Berberiydi. Bazı istisnalar hariç İslâm’ı öğretenler ve yayanlar yerli halkın kendi içinden çıkmıştı. Afrika kıtasındaki halk tabakalarını şehirli ve kırsalda yaşayanlar olarak iki kesimde toplarsak, İslâm’ı yayma ve tebliğ-irşad görevini üstlenenlerin genellikle şehirli kesim olduğunu görmek mümkündü.

  Afrika kıtası denince akla genellikle şu beş tarikatın ismi gelmekteydi: Kâdiriyye, Ticâniyye, Senûsîyye, Mürîdiyye ve Şâzeliyye. Bunlar haricinde Arûsiyye, Halvetiyye, Aleviyye, İdrisiyye, Hüseyniyye, Rifâiyye, Askeriyye, Ahmediyye, Üveysiyye, Derkâviyye, Tayyibiyye ve Rahmâniyye gibi tarikatlarda bu kıtada yayıldılar ve her tarafta zaviyeler açtılar. Bilhassa yerli mukaddemleri (mürid) aracılığıyla yeni kabilelere dinî tebliğlerde bulundular. Farklı tarikatlara bağlı bu gönül erleri dergâhlarda yetiştikten sonra baştanbaşa kıtayı dolaşarak aydınlattılar ve yeryüzünde en fazla hor görülen siyah tenlilere insanca muamele yaptılar.4


[1] Muhammed Tandoğan, Afrika’da Sömürgecilik ve Osmanlı Siyaseti (1800-1922), Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2013, s.82-83 sayfalarından iktibas ettiğimiz yazının başlığını eserden almakla birlikte, kitabı bilmeyenler için "Afrika" eklemesi yaptık.
[2] Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Senûsîler ve Sultan Abdülhamid, Yay: İsmail Cömert, Ses Yayınları, İstanbul 1992, s.20
[3] S. Neill, A History of Christian Missions, London: Penguin Books 1990, s.57
[4] Ahmet Kavas, “Afrika”, Günümüz Dünyasında Müslüman Azınlıklar, İSAM Yayınları, İstanbul 1998, s.132, 140.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir