İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yazı etiketleri “Seyyid Ahmed Arvasî”

BİR İŞ ve MESLEK TUTMAK

Müminlerin, helâlinden kazanmak ve kimseye yük olmamak için, meşru bir işte çalışmaları gerekir. Müslümanların, zamana ve zemine uygun meşru birer iş ve meslek edinmeleri şarttır. Nitekim, Şanlı Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem “Allah, meslek sahibi mümini sever” diye buyurmuşlardır. İslâmiyet, işsiz, güçsüz kalmayı ve boş dolaşmayı asla istemez. Bu konuda, yüce ve mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur “O halde, boş kaldın mı, hemen yorul”.

BÜYÜK BULUŞLAR VE TELEVİZYON

Bana göre, bu buluş, “yazı” ve “matbaa” kadar, belki, onlardan da daha önemlidir. Çok ağır ve sessiz bir gelişim içinde, birden bire, televizyon bütün dünyamızı istilâ etmek üzeredir. Bu, müthiş buluş, her gün biraz daha gelişerek evimize, yuvamıza, iş yerimize ve hayatımızın bütün noktalarına girmekte, giderek fonksiyonunu geliştirerek devleşmektedir. Hiç şüphesiz, televizyon, kurulmakta olan “yepyeni bir dünyanın öncüsüdür”

KİTAP YAKMAK!

Dünya tarihinde de bu tip “kitap katliâmları” mevcut olmuştur. Nazi Almanyası’nda, Komünist Rusya’da bu tip cinayetler, maalesef, en korkunç boyutlarda işlenmiştir. Bugün Sovyetler Birliği’nde Müslümanların, Kur’ân-ı Kerîm bulmaları, okumaları, âdeta imkânsız hale gelmiştir. Durum diğer komünist ülkelerde de aynıdır. Orada ancak rejimin uygun gördüğü kitaplar okunur, diğerleri “yasak”tır ve bu yasak kitapları bulunduranlar, korkunç bir suç işlemiş olurlar.

EMPERYALİZMİN İSLÂM DÜŞMANLIĞI

Dikkatlerin “atom bombasına”, “nötron bombasına” çekildiği günümüzde, gerçekte “hedef ülkeleri” harap eden başka güçlerdir. Emperyalizme ait “istihbarat örgütleri”, “yabancı ajanlar ve yerli işbirlikçileri”, “propagandistler” “sabotörler” ve “ajan okulları”, hedef ülkelerin içtimaî, harsî, iktisadî ve siyasî hayatını, allak bullak etmektedirler. Bilhassa, Asyalı, Afrikalı, Orta-Doğulu ve güney Amerikalı fukara ülkelerde yürütülen “soğuk savaş” milyarlarca insanın ıstırabına yol açmaktadır.

SAHTE BİR FEMİNİZM

İslâm’da, ailenin temelini teşkil eden karı ve kocanın birbirlerine sevgi ve saygı bağı güçlü olmalıdır. Esasen, yüce Allah, kadın ve erkek arasına bir “gönül bağı” ve “bir diğerine ısınma” temayülü koymuş bulunmaktadır. İslâm’da “kadın” ve “erkek”, birbirine düşman olan, yahut birbiriyle didişen ve yarışan zıtlar halinde değildir. Aksine, onlar birbirlerini tamamlayan ve birbirine muhtaç iki cins halindedirler.

CİHADIN YENİ ŞARTLARI

Bilindiği gibi, “çağdaş savaşlar” çok yönlüdür. Milletler ve medeniyetler arası savaş, şimdi sosyal, ekonomik, kültürel, politik, psikolojik ve askerî biçimlerde organize edilmekte; silah ve vasıtalarını da ona göre tayin etmektedir.

MİLLÎ KÜLTÜR, MİLLÎ ZEVK

Bilindiği gibi mektepler, millî kültürün işlendiği ve “çağı hayran bırakan” millî eserlere ulaşmasını temin eden müesseseler iken, neden bizim “okullarımızda” millî ve mukaddes değerlerimizden kaynaklanan bir “estetik eğitimi” yoktur? Neden çocuklarımız, kendi şiirine, musikisine, mimarisine, nakış ve tezhip dehâsına yabancı bırakılmaktadır?

İNSANDA KEMMİYET ve KEYFİYETİN KAVGASI

Her parçacık veya her var­lık kıvılcımı ezelî, ebedî, hür, mutlak ve sonsuz birlik pren­sibini, prensip sözü yetersiz olduğu için, bu birlik iradesini en güzel tarzda ifade eden kelime ile söyleyelim, ALLAH'ı tesbih ederek varlıkta durabilir. Onun için her parçacık iza­fi de olsa bir organizasyona katılarak birlik arar.

İnsanın Bitmeyen Bunalımı!

İnsan ancak, bu iç tazyikle kendini büyük problem ve ülkülere verebiliyor. İnsan başıboş kalamaz. Bu onu boğar ve bunaltır. İnsan, boş duramaz. Kendini ilim, sanat, din ve dünya işleri ile yormalıdır. Kendini büyük ülkü ve hedeflere tevcih etmelidir. Bu konuda mukaddes ve yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:

   “O halde boş kaldın mı hemen yorul!”

İslâm Sanatı ve Allah

Yaradılış sırrını ve ondaki estetiği, bizzat kendi nefsinde müşahede eden; “kokuşmuş çamurdan en güzel biçime” geçişin en muhteşem örneğini kendinde bulan insanoğlu, şayet sanatkâr olmak iddiasını taşıyacaksa, bu gayreti, en büyük ve en yüce sanatkâr olan Allah’a hayranlıktan öte bir şey ifade etmemelidir. İşte İslâm sanatkârı budur. Müslüman sanatkâr -hâşâ- Allah’la yarışmaz, sanatını, O’nu sevmeye, anlamaya ve yüceltmeye vakfeder; “izafi güzellikten Mutlak Güzele giden yolu” arar. O, eserine tapınan putperest Greko-Latin sanatkârından farklı olarak, yalnız Allah’a yönelir ve O’na kulluk eder.