İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

YÜZ YIL EVVEL KORE AİLESİ

Japon ve Çin hadise-i ma’lûmesine1 sebeb olan Kore kıt’ası hakkında gazetelerle siyâsî, ticârî, sınâ’yî bir takım makaleler neşr olunmuş ve Kore kıt’asında meskûn akvâmın ‘âdâtı hakkında hayli ma’lûmât verilmişdir. Bu meyânda Korelilerin yemekleri hakkında tafsîlât verildiği gibi Kore kadınlarına dâ’ir de birkaç bende tesâdüf edilmişdir. Kore’de kadınlar serlevhasıyla müsâdif-i nazarımız bir bendi esâs tutarak bizde bu havâli nisvânı hakkında ba’zı ma’lûmât vermek istiyoruz. Elyevm ‘umûmun nazar-ı dikkatini celb eden Kore’ye münhasır değil, her hangi bir kavmin ‘âdât ve etvârı ve nisvânı, terbiye-i etfâli hakkında ‘itâ edilen ma’lûmât fâ’ideden hâlî değildir. Müntehâ-yı şarkda ya’nî Çin’de, Kore’de, Hind Çini akvâmı arasında nisvân, ricâlin mâdûnunda görülüyor. Korelilerde erkeklerin bu tefevvuk ve rüchânı biraz mübâlağa olunduğunu iddi’â edenler vardır.

   Çin’de ve hassaten Japonya’da kadına bir meziyet takdir olunmakda ve bunlar dünyâda vezâ’if-i mühimme ile muvazzaf ad edilmekde ise de Kore’de bir kadına sa’y-u ‘amel veyâhûd zevk ve sefâ missîsâ nazarıyla bakılmakda imişler. Kızlara hîn-i tevellüdünde verilen isim bile ‘âriyetdir. Bir çok kadın isimleri ayrı ayrı kâğıtlara yazılmakda ve çocuğa isim pederi olacak zât-ı ma’bûdları tasvîr eden sanemlerinin birinin önünde piyango çeker gibi bu isimlerden birini almakda ve kızda bu nâmla yâd olunmakda imiş.

   Fakat kız kocaya varacak bir sene gelince bu isim kendinden nez’ olunur. ‘Â’ile içinde kadınlar: Kız, hemşire karı, vâlide ta’bîrle yâd ediliyor. Kadınlar ekseriya kocalarının yâhûd â’ilelerinin ismine nisbetle yâd olunurlar.Hîn-i hâcetde kadının huzûr-ı mahkemye ihzârı lazım gelse hâkim bu kadına isticvâbâtda sühulet olmak üzere mevkıt bir isim tahsis eder.

   Kibâr ‘â’ileler içinde kızlar yedi yaşına girince erkek çocuklardan ayırıb kadınlar içinde vakit geçirmeğe mecbur tutuluyorlar… Olur da kadınlar dâ’iresi ayrı olub burada bulunan kadınların haricle ihtilâtı kat’iyyen memnû’dur. Çocukların vâlide ve pederi ile mektebde mu’allimler, erkek ve kız çocukların bir arada bulunması ayıb ve bâdî-i hicâb olduğunu etfâlin zihnine yerleştirirler.

   Ahlâka bu cihetle fevka’l-‘âde dikkat vardır.

   Genç kızlar kûşe-i ‘atâletde dedikodu ile vakit geçirmezler. Okumak, yazmak öğrenirler. Biraz hesâb ta’lim ederler. El işlerine pek dikkat vardır. Kore kadınları bu husûsda çok ma’rifet ve mahâret gösterirler. Bundan başka kızlar bir takım dersler de alırlar ki bunların en başlında ‘ilm-i ahlâk ve felsefe dersleri vardır. Memleketlerine göre şiir ve sanâyi’-i nefîseye de intisâb ederler. Vakitlerinin kısm-ı âzamı ise tahsile değil terbiyeye hasr ederler.

   Terbiyeye ya’nî büyüklere ri’âyetden bailayarak her türlü harekât-ı beşeriyeye usûl ve merâsim-i memlekete ve ahlâk ve ‘âdât-ı milliyeye göre ta’lim etmek mecbûriyeyindedirler… Kızlar hânelerinden pek nadiren çıkarlar ve çıkdıkları zamân da mutlak ebeveyni yanlarında bulunur.

   Kızların bazen refîkalarıyla görüşmelerine müsâ’de edilir. Bunlar zamân-ı mülâkatda el işleriyle ve dikişle meşgul olurlar. Meşrûbât, kolye isti’mâli kadınlar için kat’iyyen memnû’ ve pek ‘ayıbdır. Kızların böyle bir usûl sâyesinde ve ahlâk ve ‘iffetine gayet dikkatle büyüdülmesi Kore’de ‘aşk ve ‘alâkanın kesret vuku’na bir derece mâni’ olmakdadır.

   Ma’mâfîh başdan çıkan kızını bir peder katl etse kanunen o pedere bir güne mücâzât tertib etmediğinden bir kız bu husûsda sâhib-i cürm olursa kendisi için telef-i nefsden baka çâre kalmadığını düşünür. İzdivâcât ebeveyninin tensibi üzerine ‘akd olunur. Kız ve erkeğin pedere ve validesine söz geitirib götüren ve tarafeynin mütekabilen nekayis ve fezâyilini yekdiğerine söyleyen vasıtalar da bulunur.

   Bir kız için nişânlısının ismini sormak ve ağzına almak terbiyeye muhâlifdir. Hatta bir kızın nişânlısı kendi ismini o kız tarafından telaffuz edildiğini haber almış ve böyle kocasının kable’z-zaman ağzına alan açık bir kızla izdivâc edemeyeceği vesilesiyle râbıtayı kesmişdir. Bir kız nişânlanırsa büsbütün inzivaya çekilmek mecbûriyetindedir. Yalnız ebevetni ve hemşîreleri kendisiyle görüşebilir.

   Nâdiren teklifsizce refîkalarından biriyle görüşmesine müsâ’de verilir. Fakat nişânlı kızın refikasından fenâ bir fikir alabilmesi ihtimâline mebni bu görüşmek mutlak familyadan birkaç kadının yanında olur. Bu kadınlar iki refikanın sohbetini dikkatle dinlerler…

B: Hanok. Tarihî Kore evlerine bu isim verilmiştir.

   Her yerde olduğu gibi Kore’de de izdivâc bir kadının hayâtında başlıca bir maksaddır. Bir kadının mutlak izdicâc için doğduğuna hükm olunur ve bir baba kızını yalnız evlendirmek kasdıyla büyütür ve terbiye eder. Peder kendini kızının muhâfızı ‘ad edib kızını da zevc-i müstahbeli tarafından kendine tevdî’ olunmuş bir emânet makamında görür.

   İzdivâcı günü bir kıza ebeveyninin vereceği nasîhat “Hâne-i pederden dışarı çıkdıkdan sonra senin için başka bir hayât başlar. Her hâlde her noktada zevcine ve ka’in-pederine ve vâlidene itâ’at etmelisin. Bundan sonra senin hakiki anan ve baban onlardır.” me’alindedir.

   Gelin olan bir kız peder ve vâlidesini pek nâdir görür. Bunlar ziyadece hasta olurlarsa yâhûd pek yakin komşu bulunurlarsa o zamân bir koca zevcesine vâlide ve pederini görmeğe müsâ’de eder. Cihâz mes’elesine gelince Kore’de bir erkek karısından mal beklemeği bir şeyn ‘ad eder. Nir pederin tekmîl serveti erkek çocuklarına müntakildir. Kız bundan mahrumdur. Fakat kız çirkin ve sakat olursa o zamân pederi kendine hasbe’l-insâniye bir kısım mal ifrâz eder, bu kız da malı sâyesinde koca bulur. Malına tama’ ederek çirkin kız alan erkekler iyi bir nazarla görülmez.

   Düğün günü gelin düz beyaz ,pek kumaşdan üstü yine beyaz sırma işlemeli bir libâs giyer. Bade’z-zuhur gelin güveyinin hânesine gönderilir. Ara sıra vasıta olanlar iki ‘â’ileyi biri birine takdim eder. İki ‘â’ile halkı ile da’vetlileri birlikde sofraya otururlar. Gelin ve güveyinin dâ’iresi mükellef sûretde tefriş olunur. Ve güzelce tenvir edilir. Ta’âmlar gayet nefîsdir. Muhtelif pişirilmiş türlü türlü balıklar, etler, meyveler mebzûldür.

   Müskirât nadiren bulunur. Fakat çay istenildiği kadar içilir. Orta yerde su dolu bir büyük kab vardır. Sofrada bulunanlar çay içdikleri ‘âlî yâldızlı çinî porseleninden ma’mûl fincânlarını bu suya daldırarak yıkadıktan sonra yânî başlarında bulunan zâtlarla bu fincânları tebdil edib böylece bir daha çay içerler bu mu’âmele bir nev’i ibrâz-ı asâr dostu makamında telakki olunur. Bu düğün şeklini tatlı musâhabelerle kahkahalarla hayli müddet devâm etdirilir. Gece yarısına doğru gelin ve güveyi vâsıta olan klavuzlar beyt-i zifâfa götürülür. Bu hücre-i zifâf pek güzel döşenmiş ve divânları sa’âdet ‘â’ileyi tasvîr eden resim levhalarıyla bezenmişdir.

   Üç dört kalın ve yumuşak şiltenin üst üste konulmasıyla yapılan yatak hazırdır. Çarşafı ipekdir. Yorgan makamına bir kalın cibinlik bulunur. Buda işlemeli ipek kumaşdandır. Tâvâna yaldızlı br halka ile orta yerinden asılmış ve yatağın üzerinde bir zâviye teşkil etmişdir. Şu hücre-i zifâf orta yerinden bir “paravana” ile ikiye ayrılmışdır. Paravananın arkasında iki tarafın klavuzu bekler, ya’nî iki yenge bulunur. İki hizmetkâr gelin ve güveye gönderilen libâslarını çıkarıb geceliklerini giymek için yardım eder. Ve sâ’ir hizmetlerini îfâ eyler.

   Eğer erkek gelini mizacına muvafık bulmazsa klavuzları çağırı şikâyetini dermiyân eder. Kızcağızı bunlara verir, ebeveyninin hânesine i’âde olunur. İzdivâcda bu sûretle münfesih olur. Eğer zevç-i menkûhasının hâlinden memnun olur ve tabi’atına muvafık bulursa klavuzlar bu müjdeyi hemen salonlarda bulunan med’uvvîn ve gelin ile güveyinin ebeveynine îsâl ederler. Gelin ile güveyi de salona gelib memnuniyetleri ve mes’ûdiyetlerini ‘ilanen tarafeyne ve med’uvvîne î’lân ve izhâr edib tekrâr ve bu def’a suret-i kat’iyede yerlerine çekilirler. Salonda asıl bu zamân beşâşet başlar. Çalgı çalınır. Rakz edilir. Şarkı söylenir. Ta sabâha cünbüş olur. Gelinin ebeveyn ve akrabâsı erkence çekilmelidir. Eğer bunlardan geceyi erkeğin hânesinde geçirenler olursa bunlar artık o ‘â’ile efradından gibi ‘ad olunur ve dâ’ire-i mahremiyetine alınır.

   Kore’de karı ile koca yekdiğerine kaviyyen merbut gibi görünürler. Hassaten izdivâcı ta’kîb eden o anda ya’nî bizde “cicim aylar” denilen devrede muhabbet-i zevciye kemâldedir. Yeni gelin ile güveyi günlerce beyt-i zifâfda kapanıb kalırlar. Ba’zen bu hâl ikisinin de ‘ârıza-ı vücûdiyesine sebeb olur.

   İzdivâcın devre-i evlâsı geçdikden sonra erkeğin zevcesiyle pek lâ’ubâlî olması müstahsen görülmez.

   Ma’mâfîh erkek haremine senli benli söz söyleyebilir. Ve ismiyle çağırır. Fakat kadın için zevcine ismiyle hitâb etmek terbiyesizlik ‘ad olunur. Mutlak zevcesine merâsim-i mu’tâde tahtında mu’âmele etmek ve söz söylemek lâzımdır. Hatta zevci kendine söz açmadan kadının söze başlaması da ayıbdır.

   Erkek meşâgili ve masâlihi hakkında kadına re’y sormak değil hatta bunları hikâye etmeği bile abesle iştigal ‘ad eyler. İzdivâcının ertesi günü bir delikanlı o vakte kadar geçirdiği ‘ömür ve i’tiyâdâtından mübâ’adet etdiği için ye’s makamında siyâhlar giyer ve o ünü tasadduk ve ef’âl-i hayriyeye ile geçirir. Bir gün sonra zevc ile zevce bir ma’bede gidib ‘â’ilelerinin sa’âdetine ve istirâhatine du’â ederler.

   İzdivâcın üçüncü günü ise yine birlikde gelinin akrabâsını ziyârete giderler. Kadın için hemen bu ziyâret peder ve vâlidesini son def’a görmek demekdir. Bu günden i’tibâren tekmîl takyîdâtını, ihtirâmâtını, itâ’atını ka’in validesine ve pederine hasr etmeğe mecburdur. Düğün ile merâsim günleri geçdikden sonra kadın hânesi içinde kapanıb kalır. Sa’y ve gayretini, evkatını, ‘ömrünü ‘â’ilesinin işine ve gücüne ve sa’âdetine hasr eder. Ne kimse ile görüşür nede sokağa çıkar. Zevcinin müsâ’adesi olmaksızın pencereden sokağa bakması bile mu’ayyebâtdan ma’dûddur.

   Bir kadının kocası vefât ederse kadın yine ka’in peder ve validesiyle birkikde ikamet eder. Bunlar da vefât etmiş ise yine hâne-i zevcde kalır. Eğer bir erkek çocuğu varsa dul bir validenin riâ’yeti ve itâ’ati hizmeti bu çocuğa intikal eder ya’nî pederine ve zevcine ne derece hürmet etmiş ve bunların hizmetinde ne kadar gayret göstermiş ise erkek çocuğuna karşı da böylece hareket o kadın için bir vazifedir.

   Kore kanûnunda talâk için yedi sebeb gösterilmekdedir. Bu sebeplerden biri bulunursa zevcin zevcesini hânesinden tard etmeğe hakkı vardır. Talâkı mûcib olan sebebler şunlardır.

  1. Bir kadın izdivacından üç sene geçdikden sonra bir çocuk tevlîd edememiş ise.
  2. Eğer kadın pek geveze olur ve ‘â’ilesine ‘â’id esrârı ifşâ ederse.
  3. Vezâ’if-i zevciyeyi îfâdan istinkâf ederse.
  4. Zevcine ‘â’id eşyâyı sirkat ederse.
  5. Eğer zevcine ‘adem-i sadâkat gösterirse.
  6. Gerek fıtrî ve gerek ‘ârızî kendinde ağır bir hastalık bulunursa.
  7. Eğer ka’in pederine ve ka’in validesine karşı ri’âyet ve itâ’atde kusur ederse.

   Şu ahvâle nazaran Kore kadınlarının pek ziyâde tazyik altında bulunduklarına zâhib olunur ve eziyet çekdikleri için bu kadınlara acırlar. Bu zehâb bir hatâdır. Çünkü Kore kadınlarının ta’lîm ve terbiyesi küçük yaşdan beri kendilerini bu hâle alışdırmakdadır. Kadınlar memleketlerinin şu kavâ’id ve ‘âdâtına ri’âyeti hatta ifrât dereceye bile vardırmakdadır.

   Eğer yukarıdan beri Kore ‘âdâtı ve nisvânı hakkında kayd olunan ma’lûmata dikkat edilmiş ise ‘umûmen kadınların ve hassaten hey’et-i ictimâ’iye-i beşeriyeye “zevce” ve “vâlide” olmak sıfatlarıyla hâdim olacak kadınların Kore terbiyesine tevfîkan terbiyesinde hüsn-i ahlâk ve ‘iffetce ve sa’âdet-i ‘â’ilece terbiye-i etfâlce pek çok muhsinât görüleceği teslîm olunur.

   Koreliler Avrupalılara bir türlü ısınamamakdadırlar. Kadınları bu derece şımardan adamları erkeklik hissiyât-ı ‘âlîyesinden mahrum ‘ad etmekde ve binâenaleyh ihtirâm ve taklide lâyık bulmamakdadırlar.


Kadri, "Kore'de Kadınlar", Maarif, İstanbul, 15 Kanunuevvel 1310, C. 7, S. 163, s. 51-54'den Latin harflerine çevirdik. Makale serlevhasını değiştirmekle birlikte metni sadeleştirme yoluna ise gitmedik. Ayrıca müellifin "Kore, Japonya ve Çin’de Kadınlar" başlıklı bir de risâlesi mevcuttur.
[1] Birinci Çin-Japon Savaşı

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir